Fatih Nisanca Mehmet Pasa Külliyesi

Nişanca Mehmet Paşa Külliyesi; İstanbul Suriçi Fatih Nişanca Caddesine cepheli olarak 1594 yılında inşa edilmiştir. Banisinden dolayı külliye, Nişancı Külliyesi,  Nişancı Paşa Külliyesi, Cedit Nişancı Mehmet Paşa Külliyesi, Boyalı Mehmet Paşa Külliyesi isimleriyle anılır. Külliye, cami, türbe, iki medrese, sebil, ve hazireden oluşur. Külliyeye daha sonra bir tekke ilave edilmiştir. Bu tekke maalesef günümüze ulaşmamıştır. Yapının banisi Sultan III. Murat dönemi kubbe altı vezirlerinden Nişancı Mehmet Paşa inşa ettirmiştir. Nişancılık görevinden bir dönem ikinci vezirliğe geçmiştir. Bu külliyeyi o dönemde yaptırmıştır.

KÜLLİYECAMİİSİ:

Kapısı üzerinde kitabesinden de görüleceği üzere 1584 yılında inşaatına başlanmış ve 1589 yılında tamamlanmıştır. Mimar Sinan eserlerinden biridir. Mimar Sinan eserlerini gösteren Tezkiretül Bünyan, Tezkiretül Ebniye isimli eserlerde bu yapı gözükmez. Buna karşı Tuhfetül Mi’marin isimli kitapta yer alır. Ayrıca Evliya Çelebi’nin yazılarında da bu külliye ile ilgili açıklama vardır. Selatin camileri kadar mükellef ve mükemmel bir camidir denmektedir. Mimar Sinan 1588 yılında ölmüştür. Mimar Sinan’ın ölümünden bir yıl sonra cami inşaatı bitirilmiştir. Tarihçilere göre bu tamamlama işinin Davut Ağa tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir.

Klasik Osmanlı üslubunun en güzel örneklerinden olan sekizgen şema değişik bir şekilde uygulanmıştır. Merkezi mekan dört yönde açılarak klasik dörtgen kalıp genişletilmiştir. Mekan bütünlüğü Sinan’da daha önceleri rastlanmamış şekilde sağlanmış ve tabhanedeki gibi yan odalar da yeniden devreye girmiştir. Mimar Sinan’nın son dönem camilerinde uyguladığı görülen mihrabın dışarı taşırılması, burada sadece kıble çıkıntısı ile sınırlı kalmayıp yan sekiler tekabül eden açıklıkta bir basamak daha geri çekilip kademelendirilmek suretiyle denenmiştir.

Son cemaat yerine açılan cümle kapısının her iki yanında yer alan kitabelerde camiinin Sultan III. Mustafa zamanında Mehmet paşa’nın torunu Şükrullah Efendi tarafından 1766 tarihinde yenilendiği yazılıdır. Yine kitabelere göre Sultan II. Mahmut döneminde Şeyhülislam Mekkizade Mustafa Asım Efendi tarafından 1835 yılında büyük bir onarım yaptırıldığı anlatılmaktadır. İlk onarım sırasında İstanbul’daki deprem fatih Camisinin yıkımına sebep olurken bu yapıda fazla bir hasar yapmamıştır. 1958 yılında ise vakıflar genel Müdürlüğü tarafından yenilenmiştir.

Revaklı avlu duvarı taş tuğla, diğer kısımları tamamen kesme taştan inşa edilen caminin iki yan kapıdan girilen avlunun ana cadde üzerinde bir dış kapısı daha da vardır. Kuzey doğu köşesi yol genişletme sebebiyle kesilen avluyu üç yönden kuşatan revaklar kubbelerle örtülmüştür. Avludaki kurşun kaplı piramidal külahlı sekizgen şadırvanda her hangi bir süslenme kalmadığı için bunu tarihlendirmek zordur. Beş birimden meydana gelen son cemaat revakının orta gözü aynalı tonoz, diğerleri kubbe ile örtülmüştür. Üzerinde inşa tarihini veren dört satırlık kitabenin yer aldığı cümle kapısı mukarnaslıdır. Yine bu mihrap nişleri ve harime geçişi olmayan erken devir mimariyi anlatan tabhane kapıları vardır. Sağdaki mihrabın üstünde mescit inşası, soldakinde ise namazla ilgili hadisler yazılıdır. Son cemaat yerinden girilen, içinde bir kuyu ile altında bir mahzenin bulunduğu soldaki tabhane odası bugün depo olarak kullanılmaktadır. Diğer oda ise cami içinden geçilen bir çalışma odası olarak kullanılmaktadır.

Cami, ortada sekiz ayak üzerine oturan merkezi kubbenin dört yönde daha büyük ve derin, dört köşede küçük tutulmuş yarım kubbelerle desteklenmesiyle oluşan bir örtü sistemine sahiptir. Taşıyıcılarla sınırlanan mekan içte tamamen, dışta ise kıble yönündeki iki köşedeki kademeli düzeniyle belli olmaktadır. İçte yanlardaki yarım kubbe ile örtülü birimleri zemin katta iki açıklıklı bir revakla orta hacimden ayırmak ve mermer şebekeli galerileri bunların üzerinde dolaştırmak yapıya özgü bir uygulamadır. Kasnağı bol pencereli kubbe etrafında dördü büyük, dördü daha küçük sekiz yarım kubbe ile yapıya genişlik verilmiş ve kubbenin derinliği artırılmıştır. Büyük yarım kubbenin içinde beşer küçüklerde ise üçer pencere vardır. Üç sıra pencerelerle aydınlanan camide zemin kattakiler dikdörtgen, üstteki iki sıralı pencereler biri büyük, diğeri daha küçük olmak üzere sivri kemerli ve revzenelidir. Zemin kat pencerelerinin alınlıklarında yazılı esma-i Hüsna bütün camiyi dolanarak son cemaat yerinde son bulmaktadır. İznik çiniciliğinin parlak bir devrinde yapılmasına ve ayrı döneme ait başka yapılarda zengin çini süslemeler kullanılmasına rağmen burada hiç çini kullanılmamış olması şaşırtıcıdır. Mermer mihrapla geometrik şebekeli, külahının altın kabartma yıldızlarla süslendiği zarif minber devrin eseridir. Üzerindeki mihrap ayetinin palmetlerle taçlandırdığı mukarnas süslü mihrabın köşelerine renkli mermerden birer kum saati yerleştirilmiştir. Kıble duvarının her iki köşesinde, yanlardaki pencere boşluğu ve duvar içinden geçen taş merdivenlerle çıkılan vaaz kürsüleri somaki mermerden inşa edilmiştir. Caminin sarkıtlı mukarnaslı tek şerefeli minaresi kuzeybatıda inşa edilmiştir.

KÜLLİYE MEDRESESİ:

Hadikatül Cevami külliyenin tantani ve fevkani iki medresenin olduğu, yanındaki hankahın vakfın gelirleri ile paşanın vasiyetine göre inşa edildiğini yazar. Şadırvan avlusunda bir kuyunun bulunduğu anlatılmıştır. Kuyu bugün son cemaat yerinin hala önünde durmaktadır. Bu medresenin bugün caminin batısında kalan arazide olduğu bilinmektedir. Medrese 1592 yılında eğitime başlamıştır. Medreselerle ilgili İstanbul’da yapılan sayımlarda bu medreselerle ilgili bilgi bulunmaktadır. Bu medreselerin birinde 16 adet hücre, diğerinde 19 hücre olduğu teftiş kayıtlarında bulunmaktadır. Hadika’da ise 1835 yılında Şeyhülislam Mekkizade Mustafa Asım Efendi’nin onarımları sırasında medreselerinde onarım gördüğü anlatılmaktadır. Medreseler 1847 yılında vakfın mütevellisi İstanbul Kadısı Kevakibizade Mehmet Sait Efendi tarafından tamamen restore edilmiştir. 1914 dünya savaşında ise bu medreseler kadro harici bırakılmıştır.

KÜLLİYE TEKKESİ:

14 Kasım 1784 tarihinde yayımlanan bir belgede İstanbul’daki Tekke ve zaviyeler teker teker bildirilmiştir. Bu belgede Nişancı-yı Cedit Camii derununda Bülbülcüzade Efendi Tekkesi ifadesi yer almıştır. Tekkenin hangi tarihte inşa edildiği bilinmemektedir. Halveti Abdülahat Nuri’nin halifesi ve ilk postnişin olan Bülbülcüzade Şeyh Abdülkerim Efendi ölüm tarihi olan 1694 yılından yola çıkılarak tekkenin yapıldığı dönem ortaya çıkmaktadır. Mekkizade Mustafa Asım Efendi’nin tamirleri arasında bu tekkenin de tamir edildiği bilinmektedir. Tekke 1905 tarihine kadar hizmet gördüğü bilinmektedir. Muhtemelen o dönemlerdeki bir yangında yapı yok olmuştur.

KÜLLİYE TÜRBESİ:

Kapısının üzerinde banisinin yazmış olduğu manzum kitabeye göre sekizgen planlı ve kubbeli yapıyı Mehmet Paşa sağlığında yaptırmıştır.1594 yılında vefat edince buraya defnedilmiştir. Caminin kuzeydoğusunda iki avlu kapısı arasında yer alan türbe tamamen kesme taştan yapılmıştır. Mermerden, baklavalı başlıklı dört sütuna oturan revak kısmında üzeri beyaz kırmızı taşlardan palmet motifli geçmeli kemerli giriş kapısının iki yanında birer niş bulunmaktadır. Alt kat pencereleri mermer söveli, üst kattakiler petek şebekeli olan türbenin içi oldukça sadedir. Birçok kaynakta iki olarak belirtildiği halde günümüzde türbede sadece paşaya ait sanduka bulunmaktadır.

KÜLLİYE SEBİLI:

Cami ile beraber inşa edilen, üç pencereden ibaret olan, üzeri açık yazlık sebil türbenin önündeki avlu duvarındadır. Dış cephesi mermerle kaplı sebilin pencereleri basit demir şebekelidir. Pencerelerin iç kısımlarındaki kurnalar hala durmaktadır.

KÜLLIYE HAZİRESI:

Türbenin kuzeyinde ve güneyinde hazire alanı bulunur. Evliya Çelebi’nin verdiği bilgilere göre Nişancı Mehmet Paşa’nın damatları Kınalızade Fehmi Mehmet Efendi ile Bostanzade Küçük Mehmet Efendi, Şah Mehmet Efendi, Kınalızade Ali Efendi, Abdullah Abdülkerimzade buraya defnedilmiştir. Caminin avlu kapısı karşısında bu mezarlığın önünde 1793 tarihli Ebubekir Ağa çeşmesidir