GÖZTEPE ABDULLAH GALIP PASA KÖSKÜ

Göztepe Abdullah Galip Paşa Köşkü; İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında Kadıköy Göztepe tren yoluna paralel Hat boyu sokak ile Nadir ağa sokakların kesiştiği yapı adasında inşa edilmiştir. Köşk eski Selanik Valisi Abdullah Galip Paşa ismiyle anılır. Köşkü esas yaptıran Sultan II. Abdülhamit’in mabeyncisi Hakkı Bey’dir. Köşkün mimarı ve yapılış tarihi bilinmemektedir. Köşkün yanında ise kayınpederi Müşir Mehmet Hayri Paşa Köşkü bulunur. Müşir Mehmet Hayri Paşa Selanik’te bulunan III. Ordu Komutanı idi.  Abdullah Galip Paşa Köşkü çift kırma çatılı ahşap bir yapıdır. Yapı normal iki kat ve çatı arası katıyla üç katlıdır. Çatılar oldukça dik olup kiremit kaplıdır. Yapının girişi merdivenli bir giriştir. Girişin üst katı bir balkondur. Burada çok güzel ahşap oymalar ve desenler bulunur. Yapının ikinci katında giriş simetrisine göre sağda ve solda iki çıkma balkon vardır. Bu balkonlarda da ve çatı alnında ahşap işçilikleri dikkat çekicidir.

Müşir Mehmet Hayri Paşa’nın Seniye Hanım ile evliliğinden iki kızları vardı, Azize Dürnev hanım ve Emine Nazmiye hanım. Mehmet Hayri Paşa, Azize Dürnev hanım’ı Selanik’te III. Ordu Komutanlığı yaptığı sırada Selanik Valisi (Ağustos 1886 - Ağustos 1891) olan Abdullah Galib Paşa ile evlendirmiş ve kendi köşklerinin hemen yanında bulunan iki buçuk katlı ahşap köşkü, ilk sahibi olan Sultan II. Abdülhamid’in mabeyncilerinden Hakkı Bey’den satın alarak, kızı Azize Dürnev Hanım’a düğün hediyesi olarak vermişti. Böyle olmasına rağmen köşk hala güvey Abdullah Galip Paşa’nın adıyla anılmaktadır.

Ağustos 1886’da Selanik’e atanan Abdullah Galip Paşa, memleketin dertlerini, ihtiyaçlarını anlayıp, münevver bir fikir ile çalışmış ve kıymetli eserler bırakmış, Sabri ve Mithat Paşa’lardan sonra yenilik taraftarı ilk valiydi. Yaşına rağmen genç fikirliydi, milli onur ve haysiyetine düşkündü. İri yarı vücuduyla ağırbaşlı görünür ve şefkatli ve kibar davranışlarıyla bir hanımefendi yumuşaklığına sahip sanılsa da hiddetlendiği anda kalın ve gür sesi ile kükrer, karşısındakileri titretirdi. Bembeyaz sakalları ve koyu mavi iri gözleri vardı.

Daha önce Mithat Paşa’nın ektiği yenilik tohumları Galip Paşa zamanında semeresini vermeye başlamış, anasır’ın olarak adlandırılan Osmanlı İmparatorluğunu oluşturan değişik halklar Türkleri uyanmaya çalışırken, Makedonyalı Bulgarların Selanik’teki Büyük Mektep’te milliyetçi ülkülerle aşılanan gençler daha önce uyanmış ve kurdukları çeteleri ile faaliyete geçmişlerdi. Bu aynı zamanda Rumlar ile Bulgarlar arasında da rekabeti artıran bir yorgan kavgasına dönüşmüştü. Galip Paşa, bu duruma karşı alınabilecek tedbirleri İstanbul’a anlatmaya çalışmış, en etkin çare olarak da aynı silahla yani Türk anasırını eğitmekle dengeleri kurabileceğini düşünmüş, bu uğurda da İstanbul’dan alabildiği tahsisat ile Selanik’te bir İdadi ve bir de Ziraat Mektebi açtırabilmişti. Ancak bir hata yapmış, bu okullara parasız olarak Rum ve Bulgar çocukların da kayıt olabilmelerine engel olamamıştı. Bu arada Sultan II. Abdülhamit Hükümeti açılan bu okullarda ders haricinde vatan perverane ve sıradan siyasi çalışmaları da yasaklayınca, Galip Paşa Türk anasırını eğitemez, milli ülküler aşılayamazken, Rum ve Bulgar Okulları kendi çocuklarına milli ülkü ve fedailik dersleri vermeye devam edebiliyorlardı. Galip Paşa bunun üzerine kendi olanaklarıyla Selanik’te yeni tarzda özel bir Hamidiye mektebi açmış, Terakki ve Fevziye Mekteplerini ciddi olarak desteklemiş ve Hükümetin yapamadığını Türk anasırına yaptırmaya çalışmışsa da özellikle köylerdeki insanları bulgarlar gibi uyandırmaya ve aydınlatmaya ne maddi ne de manevi gücü yetmemişti. İstanbul Hükümeti’nden yeterli desteği bulamayan Galip Paşa bu kez eğitim için Selanik Vilayeti dahilin de kaynak bulmaya çalışmış, nüfuzlu beylerin pençesine düşmüş olan vakfiyelerin gelirlerinden istifade etmek istemiş ancak bunun İstanbul’da saray mensuplarının ellerindeki vakıflara da örnek teşkil edeceği ve dine bağlanarak “ camilere, medreselere, çeşmelere vakfedilmiş olan varidat ilahiden gayriye sarf olunamaz” denilmişti. Paşa’nın bütün çabalarının semeresi sadece bazı sancaklarda, bazı kaza merkezlerinde yeni usulde birkaç basit mektep açılmasıyla sınırlı kalmış, bu mekteplere öğretmen bulabilmek bile bir mesele olmuştu. Hal böyle iken öte taraftan Bulgar komitelerinin faaliyetleri sonucu 15 yıl önceden başlayarak eğittikleri milli ülkü ile eğittikleri genç öğretmenler köylere dağılmış ve seri halde köylerde Bulgar anasırı uyandırmaya devam etmişti.