Vefa Seyh Ebulvefa Külliyesi

Şeyh Ebulvefa Külliyesi; İstanbul Suriçi Fatih Vefa Hacıkadın mahallesi Vefa caddesine cepheli olarak 1490 tarihinden önce inşa edilmiştir. İstanbul’a bir semtine adını vermiş olan Şeyh Muslihittin Mustafa İbnü'l-Vefa’dır. Şeyh Vefa Külliyesi;cami, medrese, çifte hamam, imaret, tabhane, kütüphane, çeşme ve türbe gibi çeşitli unsurlardan  müteşekkildir. Bugünkü şekliyle külliye; güneyde Vefa Caddesi, kuzeyde İmaret Sabunhanesi yeni adıyla Darülhadis Sokağı, batıda bugün gecekondularla kapatılmış olan bir çıkmaz sokak  ve konutlar, doğuda Atıf Efendi Kütüphanesiyle sınırlandırılmıştır. VefaTürbesi Sokağı doğu-batı yönünde külliyenin içerisinden geçmektedir.Külliye,dört yönde,beş girişe sahiptir.Asıl giriş,külliyenin güneyindeki Vefa Caddesi'nden sağlanmaktadır.Darülhadis Sokağı'ndan medrese ile cami avlusunun batı kapısına ahşap merdivenle çıkılan bir giriş daha vardır.Darülhadis Sokağı ile medresenin batı duvarının kesiştiği köşenin çalık olması,eskiden burada bir sokağın varlığına işaret sayılabilir. J.Pervititch'in sigorta haritalarında da bu durum açıkça görülmektedir. Şeyh İbnü'l-Vefa adına, Konya Meram'da da Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından bir cami yaptırılmıştır.

Şeyh Vefa Camii ve çifte hamamı; Fatih Sultan Mehmet tarafından, devrin ileri gelen mutasavvıflarından ve Zeyniyye tarikatı şeyhi Muslihittin Mustafa Efendi adına yaptırılmıştır. FatihVakfiyesi’nde adı geçmeyen medresenin bu tarihten daha sonra, Sultan 2. Beyazıt zamanında yaptırıldığı düşünülmektedir. Asıl cami ve hamam yıkılmış olup,cami önündeki şeyh odası,türbe ve medresenin bir kısım duvarları ile bir çeşme, günümüze kadar ayakta kalabilmiştir.

Şeyh Vefa Caminin Bizans dönemine ait bir kiliseden çevrilme olduğu, Gurlitt tarafından herhangi bir delil ortaya konulmaksızın bir kanaat olarak ileri sürülmüştür. Fakat Fatih Vakfiyesi ve diğer tarihi kaynaklardan, bu caminin eski bir kiliseden çevrilme olmayıp, Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış olduğu anlaşılmaktadır.Caminin yeniden inşası için gerçekleştirilen 1990 yılı kazı çalışmaları sırasında, Metin Ahunbay ve Mehmet İ.Turray  tarafından yapılan duvar dokusu incelemelerinde, bu duvarların Bizans dönemine ait olmadığı kanaati pekiştirilmiştir.Fatih Vakfiyesi’nde caminin künyesi Vefazade Camii olarak belirtilmiştir.

Fatih Sultan Mehmet'in temlik ettiği arazi üzerine kurulan manzumenin merkezindeki Vefa Camisinin yanına 1481-1490 yılları arasında medrese, mutfak ve kütüphane gibi bazı mekanlar eklenerek burası geniş bir külliye haline getirilmiştir.1491'de Şeyh Muslihuttin Mustafa İbnü'l-Vefa'nın ölümünden sonra üzerine bir de türbe yaptırılmış ve daha sonra da bu türbe etrafında gelişen hazire, caminin üç yanını sarmıştır. Fatih Vakfiyesi’nde Şeyh Vefa Camii'nin giderlerine kullanılmak üzere tahsisat ayrıldığı görülmektedir.

Şeyh Vefa Camisi, külliyenin merkezinde yer almaktadır. Caminin güneyinde mihraba bitişik bir hücre, caminin güneybatısında Şeyh Vefa Türbesi, kuzeyinde ise muhtemelen "U" şeklinde cami ile ortak avlulu medrese ve hanekah yer almaktadır. Vakfiyelerde, değişik bilim dallarıyla ilgili 325'ten fazla kitabın kayıtlı bulunduğu daha sonra yapılan bağış¬larla daha da zenginleşen bir kütüphaneden söz edilmektedir ancak burasının müstakil bir yapı mı yoksa kütüphane olarak kullanılan bir hücre mi olduğu tasrih edilmemektedir. Caminin avlusuna üç yönde giriş verilmiş olup, bunlardan Darülhadis Sokağı’na açılan kuzeydeki giriş, yapıdan daha alçak kotta bulunduğundan dolayı, merdivenli bir geçitle avluya erişilmektedir. Doğuda ve batıda camii ve medrese avlusunu kesen Vefa Türbesi Sokağı'ndan iç avluya iki yönde giriş sağlanmıştır.

KÜLLİYE CAMİSİ:

Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan cami 1757 yılında köklü bir onarım geçirmiştir. Yangın ve depremlerden büyük ölçüde zarar gören yapı, 20. yüzyılın başlarında yeniden yapılmak üzere tamamen yıkılmıştır. Yıkılan caminin harabesinde, yapıya ait devşirme ve orijinal mimari unsurların yanı sıra,757 tamirinden kalan bazı parçalar bulunmuş, bu parçaların bir kısmı camisinin yeniden ihya edilmesi sırasın¬da yapının uygun yerlerinde tekrar değerlendirilmiştir. Osmanlı cami mimarisinin Fatih dönemine ait tipik özellikler taşıyan Şeyh Vefa Cami, dıştan dışa 27 x l7 metre ölçülerindedir. Enlemesine gelişen yapının kıble yönünde yarım sekizgen şeklinde çıkıntılı bir mihrap sofası bulunmaktadır. Temel seviyesinde görüldüğü kadarıyla,pek muntazam olmayan bir sıra taş ve iki sıra tuğla münavebesiyle inşa edilen yapı,ortada arslan göğsüler üzerine oturan sekizgen kasnaklı 11 m. çapında bir kubbe ve bu kubbenin her iki yanında,ana kubbeyi taşıyan kemerlere dayanan iki yarım kubbeden meydana gelmektedir.Yarım kubbeler köşelerde birer  tromp ile desteklenmiştir.Caminin kıble yönünde,yanlardaki yarım kubbelerden daha alçak katta düzenlenmiş bir mihrap sofası ve bu sofanın önünde de girişi mihraptan verilmiş olan bir hücre yer almaktadır.

Plan itibarıyla eski Eyüp Sultan Cami'nden etkilendiği anlaşılan yapı, mihrap sofalı camiler grubuna girmektedir. Şeyh Vefa Cami daha çok mihraba bitişik bulunan odasıyla dikkat çekmektedir. 20. yüzyıl başlarında harap durumda olan yapı, Meşrutiyet'in ilk yıl-ların da yıkılmaya yüz tuttuğu gerekçesiyle yeniden inşa edilmek üzere temellerine kadar yıkılmış fakat Birinci Dünya Savaşı'nın araya girmesi ile bu niyet gerçekleştirilememiştir. Son olarak 1990-1994 yılları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün izniyle, yüksek mimar Beyhan Erçağ denetiminde, Eminönü Tarihi Camileri Yaptırma ve Onarma Derneği tarafından, eldeki planlara uygun yeni projeler hazırlatılarak yeniden inşa edilmiştir.

ŞEYH ODASI:

Caminin yeniden yapılmasından önceki şekliyle, mihrap önünde yer alan 410x350-370 cm. ölçülerinde kareye yakın, üstü tonozla örtülü bir hücre bulunmaktadır. Bu hücrenin kapısı kuzey cephede olup mihraba açılmakta, doğu ve batı cephelerinde birer pencere açıklığı bulunmaktadır. Duvarları kaba yontulu kefeki taşıyla örülmüş olan hücre, bir sıra kirpi saçakla nihayet bulmaktadır.

Günümüzde çilehane olduğu sanılan bu hücre, geçirmiş olduğu tamirler neticesinde önemli ölçüde değişikliğe uğramıştır. Camiinin yıkıl¬dığı sırada bu hücrenin camiye bitişik cephesinin de yıkıldığı aşikardır. Eski fotoğraflarda görülen duvardaki izler de bu fikri desteklemektedir. Kazı sonuçlarında burada bir kapı olduğuna dair ipuçları görülmektedir. Aslında bu hücrenin günümüzde olduğundan daha fazla pencereye sahip olduğu, şimdiye kadar hep gözden kaçırılmıştır.  Abdullah Kuran da, Şeyh Vefa Camii'nin yeniden ihyası sırasında kendisinden istenen bilirkişi raporunda, yapılan kazı sonuçlarını da göz önünde bulundurarak, bu hücrenin bir çilehane olmayıp şeyh odası olduğu yolundaki fikrini açıkça ortaya koymuştur. Hücrenin önünde, Şeyh Vefa'nın efsanelere konu olan kedisinin kabir taşı olduğu söylenen kitabesiz siyaha yakın koyu yeşil bir taş bulunmaktadır.

MEDRESE VE HANEKAH:

Medresenin Darülhadis Sokağı'na bakan kuzey duvarının ortasından, merdivenli bir dehlizle avluya çıkış sağlayan bir geçit bulunmaktadır. Baş odası bulunmadığı anlaşılan medresede, ibadet zamanları dışında caminin dershane olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Medrese duvarları kaba yontulmuş bir sıra kefeki taşı ve iki sıra tuğla münavebesiyle ağaç hatıllı olarak örülmüştür. Medresenin batı duvarın¬da mermer söveli beş pencere, kuzey duvarında ise alt kotta yalnız bir kapı açıldığı, üst kotta ise üç sağda ve üç de solda olmak üzere toplam altı, sövesiz dikdörtgen pencere açıklığı bulunmaktadır. Medresenin doğu kanadı tamamen ortadan kalkmıştır.

KÜLLİYE HAMAMI:

İstanbul Türk İslam Eserleri Müzesi'nde 34 bulunan 1815 tarihli bir suyolu haritasında Şeyh Vefa Medresesi'nin önünden geçen Darülhadis Sokağı ile Katip Çelebi Caddesi'nin kesiştiği köşeye yakın bir yerde, iki kubbeli bir yapı görülmektedir. Bu yapı, adı geçen çifte hamam olmalıdır. Evliya Çelebi seyahatnamesinde fetihten sonra İstanbul'da Osmanlılar eliyle yapılan ilk hamamın Irgatlar Hamamı, ikincisinin Azebler Hamamı olduğunu belirtmekte ve daha sonra da Vefa Hamamı'nın yapıldığını kaydetmektedir.

ŞEYH VEFA TÜRBESİ VE HAZİRESİ:

Türbe etrafında gelişen hazire, külliyenin güneyinde camiyi "U" şek¬linde üç yönde sarmıştır. Külliyeyi, Vefa Caddesi boyunca sınırlandıran ihata duvarı, bir dizi açıklık ve muvacehe penceresiyle donatılmıştır. İhata duvarında külliyenin cümle kapısı ile birlikte irili ufaklı 12 açıklık bulunmaktadır. Bu duvarın 1757 tamiri sırasında şekillendiği anlaşılmaktadır. Bir sıra kesme taş, üç sıra tuğla münavebesiyle bina edilen kare planlı türbe, Bursa üslubu inşa geleneğini sürdürmektedir. Kenar ölçüleri 8.30 x 8.35-40 cm.dir. Ufki düzlemde uzanan kesme taş ve tuğla dizileri, iki sıra kirpi saçaktan sonra kiremit örtülü dört meyilli basık bir çatıyla son bulmaktadır. Giriş cephesi dışında bütün cephelerde, kefeki taşından söveli ve düz atkılı, yan yana ikişer pencere açıldığı yer almaktadır. Pencereler sivri tahfif kemerli, alınlıklar tuğla örgülüdür. Kemer kamalarını oluşturan tuğlalar yatık dizilmiş bir tuğla sırasıyla sınırlandırılmıştır. Pencere kemer ve alınlıkları duvar sathından hafifçe içeri çekilerek, ufki düzlemde uzanan taş ve tuğla sıraları kesilmek suretiyle cepheye dik eksende hareketlilik kazandırılmıştır.

LALA PAŞALAR TÜRBESİ:

460x460 cm. ölçülerindeki kare plan üzerine kurulan türbenin, bugün yalnızca üç yönde üzerine sütunların oturduğu temel kaidesi ve doğu cephesinde, yukarı doğru daralan sekiz köşeli iki sütun ayakta durmaktadır. Türbenin hariminde 337x260 cm. ölçülerinde üstü açık, içerisinde üç-dört kişinin medfun bulunduğu sofa şeklinde geniş bir taş sanduka yer almaktadır. Sanduka içerisinde bulunan taşlar üstüvani olup kavuk veya benzer bir serpuş taşımamaktadırlar. Sandukanın doğu pahlısına oyulmuş üç küçük su haznesi bulunmaktadır. Su haznesinin bulunduğu kısmın yan satıhla¬rı gül bezekler ve saksı içinde görülen şükufelerle bezenmiştir.