Ayasofya Külliyesi
Ayasofya Külliyesi; İstanbul Suriçi Sultanahmet ve Gülhane semtleri arasında Yerebatan Caddesi, Caferiye Sokak, Soğuk Çeşme Sokak ve Kabasakal Caddeleri tarafından sınırlanan yapı adasında  537 yılında mimar İsidoros ve Artemios tarafından inşa edilmiştir.
İstanbul'un kurulduğu tarihi yarımadanın kuzey doğusunda bulunan ilk yerleşimin merkezinde 6.yüzyılda inşa edilmiş olan bina ilk zamanlarda büyük kilise anlamına gelen "Megale Ekklesia"  ismiyle anılmış; bugünkü " Ayia Sofia" olarak bilinmektedir. Osmanlı döneminde camiye çevrilen bina çevresine çeşitli yapılar yapılmıştır.

15 Şubat 360 tarihinde açılan Ayasofya; 404'de kısmen yanar ve II. Teodosios döneminde ( 405- 450) tamir edilir ve 10 Ekim 415'te tekrardan açılır. 532 yılında çıkan ikinci ayaklanma sonrası Ayasofya tamamen yanmış, günümüzdeki yapı bu ikinci yangından sonrası I. İustinianos tarafından Batı Anadolulu İsidoros ve Artemios'a yaptırılmıştır. İnşaat için, farklı yerlerden sütun ve taşlar İstanbul taşınmıştır. Ayasofya'nın yapımında, yüz ustabaşı ve on bin işçiyle sürdürülen çalışmalar, beş yıl sürmüş ve açılış 27 Aralık 537 yılında gerçekleştirilmiştir. Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle Ayasofya'da yeni bir dönem başlar. Yüzyıllarca kilise olarak kullanılan mabet, Fatih döneminde camiye devşirilir ve mabedin batı kısmındaki yarım kubbenin bulunduğu tarafa ahşap bir minare eklenir. Yapıya II. Beyazıt zamanında bir, Sultan Selim zamanında iki, minare daha eklenir. Sultan I. Mahmut zamanında yapıya bitişiğindeki kütüphane (1739), Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan şadırvan (1740) ve muvakkithane ile sıbyan mektebi (1742) eklenir. Ayrıca, 16 yüzyıldan günümüze kaldığı sanılan mihrap, müezzin mahfili, vaaz kürsüsü işçilikleriyle birer şaheserdir.

Ana yapıya dokuz kapıdan girilir. Kubbe örtüsü 55,6 yüksekliğinde ve 32 metre çapında bazilikadır. Bu Kubbe 24.3 yüksekliğinde dört ayak üzerine oturtulmuştur. Cami sağınını örten beyaz mermer kaplama Marmara adalarından, damarlı pembe mermerler Afyonkarahisar'dan, yeşil somakiler Teselya ve Mora'dan, porfirler Mısır'dan, sarı mermerlerse Cezayir'den getirilmiştir. Yan sahınların tavan örtüsü mozaiklerle,  duvarlar da yer yer renkli taşlarla ve enfes çinilerle kaplıdır. Tarihi mabedin duvarlarını süsleyen yazılar, Osmanlı Dönemi'nin ünlü hattatlarının elinden çıkmıştır. Ayasofya'da birçok sultanın sandukası bulunur. Sultan II. Selim, Sultan III. Murat, Sultan III. Mehmet, Sultan I. Mustafa ve Sultan İbrahim'in yanı sıra bazı hanedan mensupları da burada medfundur. 1931 yılında Türk Hükümeti'nin iznini alan Amerikalı Th.Whittemore, Osmanlı Dönemi'nde kaplamalarla örtülen renkli resim ve mozaik tabakanın gün ışığına çıkarılması için çalışmalara başlamış; çalışmalar devam ederken 1934 yılında müzeye çevrilmesi yönünde karar alınmış ve 1935 yılında ziyaretçilere açılmıştır. Günümüzde yerli ve yapancı konuklarını ağırlamaya devam eden mekanda, restorasyon çalışmaları devam ediyor.

KÜLLİYE MEDRESESİ

Ayasofya çevresindeki bu yapılar 1493 yılına ait eski bir Alman tasvirinde görülmektedir. P.G.İnciciyan Ayasofya Medresesi'nin yapım tarihi olarak 1453 yılını işaret etmiş, caminin kuzeyine odalar, darülhadis ve 150 talebenin devam ettiği medrese inşa ettirmiştir demektedir. Fatih Sultan Mehmet'in vakfiyesinde de bu medreseden söz edilmiştir. Hüseyin Ayvansarayi Hadikat'ül Cevami isimli eserinde Fatih Sultan Mehmet'in camiyi temizletip, minber koyduğunu, bir tuğla minare ve bir medrese bina eylediğini belirttikten sonra şöyle demiştir: "Ba'dehu medrese hücrelerinin üzerine bir tabaka dahi bina olup, höcerat tarh olunmak Sultan Beyazıt Han'dır ve Bab-ı Hümayun köşesine bir minare dahi onlar icad eylemiştir. Müderris vazifesinin nısfı usül-ı vakfından ve nısfı dahi Sultan Beyazıt vakfından verilir."

Ayasofya Medresesi dış narteksten avluya açılan yan kapı ile Sultan III.Murat'ın yaptırdığı minare yanından başlayarak Soğukçeşme Sokağı'ndaki avlu duvarına kadar uzanıyordu. Medresenin camiye bitişik olmadığı, Ayasofya ile medrese arasında üstü örtülü bir yol olduğu da Fatih Sultan Mehmet'in vakfiyesinden öğrenilmektedir. Bu medresenin planının bir örneği Prof. Dr. A.Süheyl Ünver tarafından yayınlanmıştır. Ayrıca C.Gurlitt'in planından öğrenildiğine göre de 50.00 x 47.00 x 35.00 m. ölçüsünde bir plan şeması göstermektedir. Medresenin iç avlusu 14.00 x 23.00 m.dir. Bu plan düzenine göre uzun tarafında on ikişerden otuz dört, küçük avlusunda ise on iki hücre yer alıyordu. Büyük avlunun ortasında da tonozlu bir su mahzeni dikkati çekiyordu. Ünlü Osmanlı alimlerinden Ali Kuşçu, Fatih Sultan Mehmet'in Uzun Hasan üzerine yaptığı sefere katılmış, dönüşünde de burada müderrislik yapmıştır. Onun bu medresede verdiği matematik dersleri epey rağbet görmüş ve devrin ünlü alimleri de onu dinlemiştir. İl kuruluşunda Müderris Molla Hüsrev, Mehmet Biri Feramürz da burada ders vermiştir.

Fatih Sultan Mehmet, Fatih Külliyesi'ni yaptırıp, Semaniye Medresesi'ni 1471'de yapı topluluğuna ekledikten sonra bütün öğrenimi burada toplamıştır. Bundan sonra Ayasofya Medresesi ikinci planda kalmış, 1479 yılında da terk edilmiştir. Ayasofya'da yapılan ilk medresenin ne zaman yıkılarak ortadan kalktığı bilinmemektedir. 17. yüzyılda burasının düz bir alan halinde olduğu bazı gravürlerde görülmektedir. Sultan Abdülmecit zamanında toprakla dolu olan bu alana Ayasofya'nın onarımını yapan İtalyan Mimar G.Fosatti'ye 1847–1849 yıllarında yeni bir medrese yaptırmıştır. İlk medresenin temellerinden yararlanılarak yapılan bu yapının planı da Ord.Prof.Dr.A.Süheyl Ünver ile Y.Müh.Ekrem Hakkı Ayverdi tarafından yayınlanmıştır. Plan şeması olarak iki medrese karşılaştırıldığında arada büyük bir fark olmadığı da açıkça görülmektedir. İkinci Ayasofya Medresesi ayrı ayrı avlular etrafında on beş hücreli, bir büyük yedi hücre ve bir de küçük bölümden meydana gelmiştir. Sonraki dönemlerde Ayasofya Medresesinin üzerine ahşap bir ilave kat yapılmıştır. Üst kata çıkışı sağlamak amacı ile birer hücre merdivene dönüştürülmüştür. Üst katta ahşap gezinti yerleri meydana getirilmiş, bunun için de alt kata onları taşımak amacı ile ahşap direkler yerleştirilmiştir. Böyle olunca da medresenin tümü değişmiş, üzeri çatılı ahşap revaklı, yuvarlak kemerleri taşıyan ahşap sütunların arkasına odalar sıralanmıştır.  Ayasofya Medresesi Darü'l-Hıl'atü'Aliyye Medresesi olarak 1924 yılına kadar kullanılmış, 1934 yılında da yıktırılmıştır.

Ayasofya Müzesi'nin 1982–1983 yıllarındaki onarımı sırasında temelleri tamamen toprak altında kalan bu medresenin kazısı Y.Müh.Mimar Alparslan Koyunlu ve Arkeolog Erdem Yücel tarafından yapılmış, plan düzeni tümü ile ortaya çıkarılmıştır. Bundan sonra medresenin yeniden yapılması için restitüsyon planları çizilmiş, Anıtlar Yüksek Kurulu'nca da onaylanmıştır. Ancak, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü bilinmeyen bir nedenle medresenin yapımına izin vermemiştir.

KÜLLİYE SIBYAN MEKTEBİ

Ayasofya Sıbyan Mektebi, İstanbul Ayasofya külliyesi içerisinde Sultan I.Mahmut tarafından 1742 yılında inşa ettirilmiştir. Külliyeye ek olarak Sultan I.Mahmut tarafından, kütüphane, şadırvan, Sıbyan mektebi, aşhane ve imaret yaptırılmıştır. Müstakil bir bina olarak şimdiki giriş kapısının hemen sağında bulunmaktadır. Müstakil bir bina olarak Ayasofya'nın güney batısındaki avluda yaptırılan sıbyan mektebi, taş ve tuğla malzemelerinin kullanıldığı güzel bir binadır. Osmanlı mimari geleneğinde sıbyan mekteplerinin bir baz şablonu vardır. Sıbyan mektepleri genelde iki katlıdır. Giriş ve zemin katın yarısı dışarı iki kemerle açılır. Bu mekan bir giriş mekanıdır. Giriş katın diğer yarısı ise bevvab odasıdır. Taş merdivenle bir üst kata ulaşılır. Bu kat genelde kare planlıdır. Bu eğitim katına ışık sağlamak için bol pencere yapılmıştır. Üç cephede üçer pencere bu işlemi yerine getirir. Çatı kubbelidir. Bu çatı kubbesi kasnaklı olup, kasnaklara pencereler yapılmıştır. Merdivene komşu olan duvara bir de ocak yapılmıştır. 1928 yılında Turgut Kut'un hazırladığı Vakıf mektepleri çalışmasından görüldüğü üzere, bu bina Ayasofya imamının kullanımına verilmiştir. Ayasofya'nın müzeye dönüştürülmesinden sonra büro, müze müdürü lojmanı olarak kullanılmaktaydı. Şimdi esas fonksiyonuna uygun olarak çocuk kültürüne yönelik kullanılmaktadır.

AYASOFYA SULTAN II.SELİM TÜRBESİ

Sultan II. Selim Türbesi, İstanbul Suriçi Gülhane'de bulunan Ayasofya külliyesinin haziresine 1577 yılında Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir.  Türbe padişahın ölümünden üç yıl sonra bitirilmiştir. Ayasofya haziresindeki üç türbeden biridir. Dış cephesi mermer kaplı, kare planlı, çifte kubbeli bir yapıdır. Yüksek ve iki bölümlü kubbe kemerlerin yardımıyla içeriden sekiz sütun üzerine oturtulmuştur. Bu türbe iç düzenlemesi itibarı ile Kanuni Sultan Süleyman Türbesi'ne benzeyen Mimar Sinan'ın ilginç yapılarından bir örnektir. Türbe köşeleri genişçe pahlanmış bir gövde üzerinde yükselen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. İçten kare planlı olan türbenin duvarlarında sekizgen bir plan şekli uygulanmış ve bunlar birbirlerine sivri kemerlerle bağlanarak pandantifli kubbeyi taşımaktadırlar. Böylece Kanuni Sultan Süleyman türbesinde olduğu gibi, üst yapı itibarı ile sekizgen bir orta mekân elde edilmiş ve iç kısmında sandukaların çevresini dolaşan bir galeri elde edilmiştir.

Geniş saçaklı, üç kemerli revakın ardından girişteki iki büyük çini pano dikkati çekmektedir. Buradaki firuze, mavi renkli çiniler XVI. yüzyılın en güzel örneklerini yansıtmaktadır. XIX. yüzyılın sonlarında İstanbul'da dişçilik yapan S.Doringy isimli bir Fransız, zamanın Evkaf Nezareti'ne başvurarak türbenin eksik çinilerini tamamlamak istediğini belirtmiş ve kendisine izin verilmiştir. S.Doringy bu çinilerin hakikileri yerine Yeni Cami Hünkâr Kasrı'nda olduğu gibi panolardan birini sökerek götürmüş ve yerine bir taklidini yağlı boya ile yapmıştır. Günümüzde bu çini pano Louvr Müzesi'nde sergilenmektedir.  Türbenin içerisi zeminden 4.50 m. ye kadar yükseklikte çinilerle kaplıdır. Pencere ve dolapların arasındaki yüzeyler, alt pencerelerin kenarına kadar beyaz zemin üzerine mavi, yeşil, kırmızı, lacivert renkte çiçek ve yapraklarla süslüdür. Firuze zemine beyaz Çin bulutları ile işlenmiş bordürler pencere ve dolap kapaklarını çevrelemektedir. Pencerelerin üzerinde lacivert zemine beyaz celi-sülüs yazı ile yazılmış ayetlerden oluşan geniş bir yazı kuşağı çepeçevre dolaşmaktadır. Pandantiflerin ortasına da İsm-i Celâl ve Cihar yar-ı Güzi'nin isimlerini oluşturan yuvarlak madalyonlar yerleştirilmiştir.

Türbe içerisinde 41 sanduka bulunmaktadır. Bunlar Sultan II. Selim'in büyük ve yüksek sandukasının yanısıra, Sultan III.Murat'ın annesi Nurbanu Sultan'ın sandukası bulunur. Sultan II.Selim'in kızları Gevherhan Sultan, İsmihan Sultan ve Sultan III. Murat'ın cülüsünde (tahta çıkışı sırasında) boğdurulan Sultan II. Selim'in şehzadelerinden Şehzade Süleyman, Osman, Cihangir, Mustafa, Abdullah ile Sultan III. Mehmet'in boğdurduğu 21 erkek kardeşi ile Sultan III. Murat'ın oğulları ile kızlarına aittir.

AYASOFYA SULTAN III.MURAT TÜRBESİ

Sultan III.Murat Türbesi, İstanbul Suriçi Gülhane'de bulunan Ayasofya külliyesinin haziresine 1595 yılında Mimar Davut Ağa tarafından inşasına başlanmıştır. Mimar Davut Ağa'nın 1598 yılında ölümünden sonra Mimar Dalgıç Ahmet Ağa tarafından 1600 yılında tamamlanmıştır. Ayasofya haziresinde bulunan üç türbeden ikincisidir. Türbenin dış cepheleri mermer kaplı, altıgen planlı olup, üzeri iç ve dış olmak üzere iki kubbe ile örtülmüştür. Bu kubbeler doğrudan doğruya duvarların üzerine oturtulmuştur. Burada Mimar Sinan'ın Kanuni Sultan Süleyman ve Sultan II. Selim türbelerinde uyguladığı sistem tekrar edilmiştir. İç mekânda altı sütun ortadaki sandukalar ile dış duvarlar arasındaki koridoru meydana getirmiştir.

Türbenin içerisindeki duvarlar sekilerden itibaren 4.20 m. yüksekliğe kadar XVI. yüzyılın mercan kırmızısı rengindeki çinilerle kaplıdır. Pencere ve dolapların etrafı çiçekli bir bordür ile çevrelenmiş, aralarda kalan duvar yüzeylerine kırmızı palmet, yeşil kıvrık yaprak, mavi şakayık ve Çin bulutlarından oluşan çiniler yerleştirilmiştir. Bunlar renk, kalite ve kompozisyon yönünden yapıldığı dönemin en güzel örnekleri arasındadır. Pencerelerin üzerinde lacivert zeminli, beyaz ve celi-sülüs ile yazılmış Besmele ve ayetleri kapsayan bir yazı kuşağı çepeçevre dolaşmaktadır. İç mekandaki büyük sivri kemerler kalem işleri ile boyanmıştır. Pandantiflerin ortasına birer dairevi madalyon yerleştirilmiş ve buraya Esma-i Hüsna yazılmıştır. Kubbe yazı ve çeşitli motiflerle bezelidir. Ortada Besmele ile birlikte Fatiha suresinin bulunduğu bir madalyon yer almaktadır. Ayrıca İsmi Celal ve İsmi Nebi'nin tekrarlandığı kufi bir yazı şeridi de dikkati çekmektedir. Türbenin abanoz ağacından yapılmış kapısı Türk ağaç işçiliğinin güzel örnekleri arasındadır. Kapının sağ ve sol kanatlarındaki "Küllü nefsin Zaikatü'l- mevt sümme ileyna terceün" ayetinin yazılı olduğu sedef kakmalı kareler Dalgıç Ahmet Ağa'ya aittir. Türbede çeşitli ölçülerde 50 sanduka bulunmaktadır. Sultan III. Murat başta olmak üzere, hasekisi ve Sultan III. Mehmet'in annesi Safiye Sultan'ın sandukası bulunur. Sultan III.Murat'ın kızları Fahri, Mihriban ve Fatma sultanlar ve ayrıca 20 kızı, Sultan I. Ahmet'in şehzadesi Kasım, Sultan III. Mehmet'in tahta çıktığı sırada öldürülen 20 şehzadesi, 20 kızı, Sultan İbrahim'in bir şehzadesi ve iki kız gömülüdür. Türbenin yanında Sultan III. Murat'ın oğullarının gömülü bulunduğu dıştan sekizgen, içten dört köşeli Şehzadeler Türbesinde Padişahın dört oğlu ile kızı gömülüdür.

Külliyeler

Turan Aknc Kitaplar