Cerrahpaşa Davut Paşa Külliyesi
Davut Paşa Külliyesi; İstanbul Suriçi Haseki, Cerrahpaşa, Kocamustafapaşa semtlerinin tam ortasında 1485 tarihinde inşa edilmiştir. Külliyenin banisi Sultan II.Beyazıt vezirlerinden  Koca Davut Paşa tarafından yaptırılmıştır. Cami kapısı üzerindeki kitabede bu bilgiler bulunmaktadır. Aşık Paşazade tarihinde: " Asarı Davut Paşa, İstanbul'da bir imaret ve bir ulu cami yaptı. Onun önüne de bir latif su getirdi." İbaresi bulunmaktadır.
1546 tarihli vakıf defterinde:" Nezdi dikilitaş der Bazarı Zenan" ifadesi ile bugün sadece kaidesi kalmış olan  Cerrahpaşa'daki Arkadius sütununu anlatır. Bazarı Zenan sütunun etrafında kurulan Avrat pazarıdır. Bu vakıf belgesinden de anlaşılacağı üzere Davut Paşa'nın evkafı İstanbul dışı olan Aydost, Varna, Edirne, Tatarpazarı, Üsküp ve Manastır'dadır. Bu eserlerden Üsküp'teki çifte hamam son yıllarda restore edilmiştir. Bu hamam Türk Mimarisinin çok özel eserlerinden biridir. Diğer vakıf eserleri ile ilgili detaylı bilgi yoktur. İstanbul'da yaptırmış olduğu çifte hamam ve han günümüze gelememiştir.

KÜLLİYENİN BANİSİ

Koca Davut Paşa; Sultan II. Beyazıt saltanatında 1482-1497 yılları arasında sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır. 1498 yılında Dimetoka'da vefat etmiştir. Davut Paşa Arnavut asıllıdır. Macaristan ve Venedik topraklarına yapılan akınlardaki başarılarından dolayı Ankara Sancakbeyliğine, ardından da Anadolu Beylerbeyliğine getirildi. Otlukbeli Savaşında öncü kuvvetlere kumanda etti. 1477'de yapılan Tuna Boyu seferine katıldı ve top mermisiyle yaralandı. Aynı yıl Rumeli Beylerbeyliğine tayin edildi. 1478'de İşkodra seferinde Jebyak'ı ele geçirdi. Yine aynı yıl Bosna sancakbeyliğine tayin edildi. Sultan II. Beyazıt'ın tahta çıkışından sonra tekrar Rumeli Beylerbeyliğine tayin edildi. 1483'de önce vezir, sonra İshak Paşa'nın yerine veziriazam oldu ve Macarlara karşı Rumeli'yi savunmakla görevlendirildi. Aynı yıl Memlükler üzerine gönderildi. Adana ve Tarsus'u geri aldı ve Turgutoğulları'nı Osmanlı Devleti'ne bağladı. 1492'de Arnavut asileri üzerine gönderildi ve birçok esirle geri döndü. 1497'de on dört yıl sürdürdüğü veziriazamlık görevinden azledilerek 300 bin akçe maaşla Dimetoka'da mecburi ikamete sevk edildi. Dimetoka'da 20 Ekim 1498'de öldüğünde 1 milyon düka gibi büyük bir servetin sahibi olduğu kaydedilmektedir. İstanbul'da yaptırdığı "Davut Paşa Camii" ve külliyesi içinde bulunan Davut Paşa Türbesi'nde gömülüdür.

İstanbul'daki Davutpaşa semti onun adını taşımaktadır. Avrupa'ya sefere çıkan Osmanlı ordularının uğurlandığı sahra olan ve bütün dönemlerde askeri amaçlarla kullanılmış bulunan bu mevkide Fatih Sultan Mehmet için bir ordugah köşkü olan ilk yapıyı inşa ettiren kişi olduğu için burası Davutpaşa Sahrası ve daha sonra Davutpaşa Kışlası olarak anıla gelmiştir.

KÜLLİYENİN CAMİİ

Davut Paşa Camii, İstanbul'u tahrip eden yangın ve bilhassa zelzelerde büyük ölçüde zarar görmüştür. 28 Haziran 1648 tarihinde olan zelzele ile ilgili olduğu sanılan bir belgede "mihrap sofrasının kubbe ve duvarı müceddeden yapılmağa muhtaç, dışarıda son cemaat yeri kubbe ve kemerleri tamire muhtaç" olduğu anlatılmaktadır. Ayrıca caminin büyük kubbesinde sıva ve etraf duvarlarının ve küçük kubbeler tahrip olduğu anlatılmaktadır. Cami İstanbul'da çok önemli tahribat yapan 1766 zelzelesinde bir kere daha tahrip olmuştur. Hassa Baş mimarı Mehmet Tahir Ağa nezaretinde Abdullah Ağa ve İsmail Ağa tarafından tamir edilmiştir. 24.Temmuz 1782 tarihinde şehri bir başından itibaren kül eden yangında ise Davut paşa ve çevresi yanmıştır. 20.Ocak 1855 tarihli Bursa merkezli zelzelede ise son cemaat yeri tamamen çökmüştür. Bu konu Cevdet paşa tarihinde detaylı olarak bulunmaktadır. Bu yıkılan son cemaat yeri ancak 1960 yılında Vakıflar tarafından yenilenmiştir. Mihrap yeniden inşa edilmiştir.

Dış cepheleri kesme taş kaplama olan Davut Paşa Camii Osmanlı dönemi Türk Mimarisinde "tabhaneli camii" veya " zaviyeli camii" denilen, esas ibadet mekanının iki yanında "ayende ve revendeye" mahsus odalar bulunan tipik örneklerindendir. Cami plan bakımından Gedik Ahmet Paşazade Mehmet Bey tarafından yaptırılan Serez'deki cami ile büyük bir benzerlik gösterir. Ayrıca bu tipin örneklerinden biride Vefa'daki Ebül Şeyh vefa camisidir. Bu cami zaman içinde yıkılmış ve 1991 yılında yeniden inşa edilmiştir. Davut Paşa camisinin altı granit sütuna dayanan beş kubbeli son cemaat yeri bulunmaktadır. 1855 ve 1895 depremlerinde çöken son cemaat yeri uzun süre idareten üstü kiremitli olarak kullanılmıştır. Son dönemde yapılan yenilemelerle Caminin son cemaat yeri tekrar eski haline getirilmiştir. Taç kapının nişinin kavsaralı yarım kubbesi ile çift renkli taşlardan olan kapı kemerinin arasına yerleştirilmiş olan dört beyitli kitabe bulunur. Hüseyin Ayvansarayi'ye göre bu Külliye kitabesi hattat Şeyh Hamdullah tarafından Şair Kemalettin'in mısralarıdır.

Cami içinden 18.30 metre ölçüsünde kare bir mekandan ibarettir. Türk yapı sanatının oldukça büyük kubbelerinden olan Davut Paşa Camii kubbesine kareden geçiş köşelerdeki skalaktik görünümlü tromplarla sağlanmıştır. Bu büyük kubbenin zelzelelerde sık sık çatlaklar meydana gelmesine sebep tasarım sırasındaki statik hatalardır. Mihrap dışarı taşkındır. Üstünde bir yarım kubbeli geçiş vardır. Cami içindeki mihrap 1945 yılında yeniden inşa edilmiştir.

Ana mekanın yanlarındaki tabhane odalarının her biri kubbelidir. Bunlardan son cemaat yerine komşu olanların birer kapalı avlu gibi düşünüldüğü yan cephelerinin kemerle eyvan gibi dışarı açılmasından anlaşılır. Gerçek misafir mekanları ocaklı, dolaplı kıble tarafı odalarıdır. Sağ taraftaki binaya bitişik olan minare, kürsü, pabuç kısımlarında 15.yüzyılın özelliği olan yayvan baklava şekilleri göstermesine karşın minarenin üst kısmının birdenbire incelmesi, bu kısmın daha sonra yenilendiğini gösterir. Bu minarenin 1766 zelzelesinden sonra şimdiki bilezikli şerefe çıkıntıları ile yapıldığı anlaşılmaktadır. Minarenin cami gövdesiyle birleşmesindeki güzel kemerde başka hiçbir yerde rastlanmayan değişik ve mimari çözüm olarak değerli bir unsurdur. Caminin minberi gösterişsiz sadedir. İçinde bugün süsleme yok gibidir. 1945 yıllarındaki restorasyon çalışmaları sırasında sıvalar altında eski desenler ortaya çıkmıştır. Külliyenin şadırvanın üstüne yeni şadırvan inşa edilmiştir.

KÜLLİYENİN MEDRESESİ

Caminin sol tarafında ve karşısındaki sokağın karşısında kalan medrese binası bugün restore edilmektedir.  Bir cephesi düz duvar şeklinde bulunan medrese klasik Osmanlı Medresesi tipinde, revaklı bir avlu etrafında sıralanan kubbeli on altı medrese hücresi olan ve ortada büyük bir kubbeli dershane ve mescitten meydana gelmektedir. Hücreleri önlerindeki küçük kubbeli revakların on altı sütunu ve başlıkları Bizans yapılarından toplanmış ve burada tekrar kullanılmış devşirme parçalardır. Özelikle sütun başlıkları çeşitli Bizans'ın değişik dönemlerini gösterir. Son yıllarda medrese otopark ve barınak olarak kullanıldığı için bu eserlerin büyük kısmı tahrip edilmiştir. 16 yüzyıl tahrir defterlerinde önce 40 sonra 50 li olan medrese 1648 depreminde büyük çapta tahrip olmuştur. 1914 yılında İstanbul Medreseleri teftiş edilmiştir. Bu teftiş sonunda 16 hücreli, çamaşırhaneli, gusülhaneli, dershane ve şadırvanı olduğu anlatılmaktadır. Ama yapının ciddi bir tamire ihtiyacı olduğu anlatılmaktadır. İstanbul'un işgali sırasında 1918 yılında ise şehirde çıkan yangında tahrip olmuştur. Halil Ethem'in tuttuğu raporlara göre 1931 yılında iki kubbesi çökmüştür. O tarihten bu yana tamir edilmemiştir.

KÜLLİYENİN SIBYAN MEKTEP

Külliyeye ait sibyan mektebi caminin avlu duvarı üstünde bulunuyordu. 1648 zelzelesinden sonra yapıldığı keşifte sibyan mektebi tamire muhtaçtır raporu verilmiştir. Sonraları yıkılarak yerine okul yapılmıştır. 1923 ve 1928 yılları arasında düzenlendiği anlaşılan sibyan mekteplerine ait listede adına rastlanmadığına göre, mektep daha evvelki bir tarihte ortadan kaldırılmıştır.

MAHKEME

Caminin kapısı üzerinde bulunan mahkeme binası ise Hadikatül Cevami'de yazma nüshasındaki bir derkenardan öğrenildiğine göre Saraçhane  Dülgerzade Camii yanında iken  1661 yılında Sultan IV.Mehmet'in emriyle Davut Paşa Camii yanına taşınarak orada yapılan yeni binasına taşınmıştır. Bu kayıttan mahkeme yapısının Davut Paşa Külliyesi'nin esas manzumesine ait olmadığı anlaşılmaktadır.

KÜLLİYENİN TÜRBESİ

Caminin kıble tarafında olan türbe de cami gibi temiz bir taş işçiliğine sahiptir. Sekiz köşeli bir plana göre kubbeli olarak yapılan türbenin girişinde iki sütuna dayanan bir sundurma saçağı bulunmaktadır. Her cephede altlı üstlü ikişer pencere ile aydınlanan türbenin içi 7,36 m. çapındadır. Alt sıra pencereler bir silme ile çerçevelenmiş ayrıca her biri Bursa kemerine sahip tahfif kemerleri ile bezenmiştir. Üst pencereler ise klasik sivri kemerlidir. Türbenin kemeri üstünde bulunan dört kartuş içindeki kitabede Derviş Davut adı okunur. Paşanın ölüm tarihi kitabenin dışında kapı kemeri üstündeki lento taşına 1500 olarak yazılmıştır. Bu tarihin sonradan yanlış yazıldığı ortaya çıkmıştır.

KÜLLİYENİN ÇEŞMESİ:

Avlu kapısı dışındaki Davut Paşa Çeşmesi, bugün İstanbul'daki kitabeli en eski çeşmedir. Aşık Paşazade tarihinde geçen latif suyun bu çeşmeden akıtılmış olduğu tahmin edilmektedir. İki satırlık kitabesinde sadece " Sahibül-hayrat / Merhum Davut Paşa sene 1485 yazısı okunan bu kesme taştan son derece sade görünümlü çeşme bir kırık sivri kemerden ibarettir. Kitabede külliyenin kurucusu "merhumolarak anıldığ"ına göre çeşme paşanın ölümünden sonra onun adına yaptırılmış, fakat üzerine külliyenin inşa tarihi yazılmıştır.

KÜLLİYENİN AŞHANE VE İMARETİ

Davut Paşa külliyesinde tabhane odalarında kalan misafirlerle caminin oldukça kalabalık hizmetlileri ve medresede barınana talebeler için bir de aşhane ve imaret yapılmış olduğu anlaşılıyor. Vakfiye de hizmetlileri gösterilen bu bina. 1648 zelzelesinde mütevelli odası, imareti, mekelhanesi, ile zarar görmüş olup keşif raporunda tamire muhtaçtır. Aşhane - imaret bütünüyle yok edildiği için bugün yeri dahi bulunmamaktadır.

İstanbul'un fethinin hemen arkasından şehrin Türkleştirilmesinin işareti olarak yapılan ilk tesislerden olan Davut Paşa Külliyesine özel önlem verilmesi gerekirken, bu iş yapılmamıştır. Kanuni devrinden itibaren artık inşa edilmeyen tabhaneli camilerin az örneğinden olan Davut paşa Külliyesi içindeki kalem işleri de yeteri kadar özen gösterilmemiştir.

Külliyeler

Turan Aknc Kitaplar