Kocamustafapaşa Sümbül Efendi Külliyesi
Kocamustafapaşa Külliyesi; İstanbul Suriçinde Kocamustafapaşa Silivrikapı Mahallesi, Kocamustafapaşa Caddesi ile Cambaziye Sokağın çevrelediği yapı adasında inşa edilmiştir. Burası aynı zamanda Sümbül Efendi tarafından kurulmuş Sümbüliye tarikatının merkezi ve dergahı olarak bilinir. Bundan dolayı buraya Sümbül Efendi Cami olarak da adlandırılır. Suriçi İstanbul’unun güney batısında kara surlarına yakın olan Kocamustafapaşa içinde önemli bir merkezdir. Geniş bir arazi içinde çevre duvarı ile çevrilmiş bir alandadır.
1546 yılına ait Evkaf Tahrir defterlerinde bu külliyenin cami, medrese, imaret ve hankahtan oluştuğu görülmektedir. Vakıf defterlerinde bu çevredeki Samatya sulu manastır taraflarında çok sayıda dükkan, arzi bu vakfa aittir. Rumeli’de Yanbolu, Dimetoka, Filibe, Niğbolu, Karasu, drama, Serez, Selanik, İnebahtlı, Avlonya’da birçok mülkün gelirleri bu külliyenin vakfına adanmıştır. Külliyenin Camisi olan bina esasen bir kilise yapısıdır. Bu yapı Bizans döneminde yapılmış Hagios Andreas Kilisesidir. Kilise bahçesinde bulunan bir sütun başının 5. Yüzyıldan yani Arkadios döneminde olduğu bellidir. Bu yapı İkonoklasm dönemi sonrasında I.Basileos tarafından yenilenmiştir. 1204 yılında olan Latin İşgali döneminde bu kilise çok büyük miktarda tahrip olmuştur. 1261 yılında Latinler gittikten sonra İstanbul yeniden inşa edilmiştir. İmpator VIII.Michail Palailogos yeğeni  Protovesttiarissa Theodora Raouleina kilise ve manastırı yeniden kurmuştur. Bu olaydan sonra burası şehrin en ileri gelen ibadethanelerinden biri haline gelmiştir.

Sultan II.Beyazıt döneminde 1481-1812 döneminde eski kilise ve manastırlar Osmanlılar tarafından ‘’Şenlendirilmiştir.’’ Bu harap duran yıkık dökük binalar camiye çevrilerek fonksiyon kazandırılmıştır.  Bu program çerçevesinde Andreas Kilisesi’de Koca Mustafa Paşa tarafından camiye çevrilmiştir. Caminin son cemaat yerine açılan iki kapısından güneydeki üstünde 1486 tarihli bir kitabe, kuzey kapısı üstünde de Sultan II. Beyazıt adını kaydeden bir Türkçe kitabe bulunur. Ali Mustafa Efendi’nim, Künhü’l ahbar isimli kitabında Koca Mustafa Paşa’dan bahsederken bu caminin açılış törenini anlatır. Dönemin tarihçileri bu törenle ilgili olarak tarih düşürürler. Bu yazılar arasında İdris Bitlisi’nin yazısı çok beğenilir ve camini girişine asılır. Bu yazının bir kopyası da bu kitapta yer alır. Evliya Çelebi ve Ayvansarayi bu yazıyı anlatırlar. Ama bugün bu yazı yoktur.

Koca Mustafa Paşa, Sultan II. Beyazıt dönemi sonunda ve Sultan I. Selim saltanatı başında 1511-1512 döneminde sadrazamlık yapmıştır. Fatih Sultan Mehmet devrinde saraya alınarak, Enderun’da eğitim ve öğretim görmüştür. 1481’de Hazinedarbaşı, 1482’de Kapıcılar Kethüdası olup, 1489-1492 tarihleri arasında Kapıcıbaşılık yapmıştır. 1490’da Roma’ya gönderilip, Sultan II. Beyazıt tarafından kardeşi Cem Sultan’a gönderilen name ve hediyeleri götürdü. Cem Sultan'ın berberbaşı oldu. Kaplanboğan otu zehiri sürülmüş ustura ile Cem Sultan'ı traş ederek, öldürdü. 1495’te Avlonya, 1497’de Gelibolu Sancakbeyi olmuştur. 1498’de Rumeli Beylerbeyliğine tayin olunmuştur.

Koca Mustafa Paşa, Rumeli Beylerbeyi olarak, Sultan II.Beyazıt devrinde, Osmanlı-Venedik Harbinde, 1499 İnebahtı Seferinde, burasının karadan kuşatılmasına memur edilmiştir. Ağustos 1499’da İnebahtı Kalesinin anahtarlarını teslim almıştır. 1501’de vezir oldu. İkinci vezirken, 1511’de Sadrazam edildi. Sultan II.Beyazıt'ı tahttan indirdikten sonra Yavuz Sultan Selim da onu Sadrazamlıkta bıraktı. Fakat Yavuz Sultan Selim saltanatının ilk yıllarında olan Şehzadeler Meselesi hadiselerine adı karışınca, 1512 yılında Bursa’da öldürüldü. Koca Mustafa Paşa Sultan II.Beyazıt dönemi vezirlerindendir. Yavuz Sultan Selim’in gazabına uyar. Yavuz Sultan Selim tarafından asılır. Tüm mallarını yıkın diye karar çıkar. Ama hiç biri uygulanmaz. Daha sonra 17.yüzyılda Ahmetçizade Ekmek Paşa caminin yan kısmına cami kadar bir ek yaptırmıştır. Bundan dolayı cami minaresi ortada kalır. Daha sonra bu yapılan ek cami yıkılır. Bu durumda da minare ortada kalır. Cami minare şerefelerinde kandil yakmak ilk defa bu camide uygulanmıştır. Zamanla bu alan büyüyünce burası önemli bir dini merkez olmuştur. Bu dönemde Veliyüddin Efendi bu avluya bir muvakithane yaptırmıştır. Birde caminin haziresine birçok önemli kişi defnedilmiştir. Hattat Osman’ın kabri buradadır. 1737 tarihinde ise Darüssaade Ağası Hacı Beşir Ağa tarafından sütun şeklinde bir çeşme yaptırılmıştır. Kuzey kapısının yanına Rifat Paşa ve Karesi Mutasarrıfı Behçet Paşa’nın kız kardeşi Hacı Emine Hanım tarafından sebiller inşa edilmiştir. Caminin son cemaat yeri revaklarındaki kitabeden öğrenildiğine göre o dönmede hayli yıpranmış olan yapı 1834 tarihinde Sultan II.Mahmut döneminde yenilenmiştir. Yapının revakları arasında bölmeler, etraftaki müştemilat binaları, içteki ahşap kısımlar kaldırılarak 1950 tarihlerinde yenilenmiştir. Kubbe ve yarın kubbeler tekrar orijinal hale getirilmiştir. 1953 yılında iç sıvalar yapılıp nakışlar yapılmıştır.

Yapı bir Bizans kilisesi olarak yapılmış olup zaman içinde Müslüman yapısı haline getirilirken camide gerekli ana değişiklikler yapılmıştır. Cami olarak ele alındığında güneye yönelmiş bir yapı halinde beliren ve ortada bir ana kubbe, mihrapla giriş dehlizleri üzerinde bir yarım kubbesi bulunan bu mabet, ilk özgün örneklerinden birini Beyazıt Camii’nin oluşturduğu tipin bir örneğidir. Ancak Koca Mustafa Paşa Camii 1486’da yeni baştan yapıldığına  ve Beyazıt Camii 1500-1505 arasında inşa edildiğine göre Osmanlı dönemi Türk mimarisindeki bu yeni tipin öncüsü Koca Mustafa Paşa Cami olmaktadır.

KÜLLİYE TÜRBESİ

Koca Mustafa Paşa’nın caminin doğu tarafında kendisi için yaptırdığı türbe camiden 5 m. kadar uzaklıkta tamamen kesme taştan inşa edilmiş, çokgen planlı, kubbeli bir yapıdır ve önünde iki sütuna dayanan kubbeli küçük bir sundurma bulunmaktadır. Kapı basık kemerli ve kitabe yeri boştur. Devşirme oldukları anlaşılan yeşil sütunlar baklavalı başlıklıdır. Ahşap kapı üst kısımlıdır ve bu kapı kanatlarının içleri hatayi oymalarla süslüdür. Üst tablalarda sağda ve solda 9 x 18 cm. ebadında oyma yazı metinler vardır.

KÜLLİYENİN MEDRESESİ

Caminin güneybatısında yer alan medrese bir duvarla ayrılmıştır. Ayvansarayi medresenin 40 hücreli olduğunu bildirir. Ön cephe kesme taştan, diğer cepheler ise moloz taştan inşa edilmiştir. Giriş cephesinde oda yoktur. Faka kapı solundaki duvarda örülü vaziyette iki kemer izi görülür. Eksende 9,45 x 9,15 m. ve dış kenarları 45 derece kırık bir dersanenin iki yanında yedişer oda mevcuttur. Odaların hepsi kubbelidir. Sağ koldakilerin kubbeleri yıkılıp tonozlarla inşa edilmiştir. Dörtkenarı çevreleyen revakların sütunların başlıkları baklavalıdır. Revakların tamamı kubbe ile örtülmüştür. Aslında kubbeli olan mescit ve dershanenin üstü kubbe ile örtülmüştü. Zaman içinde kubbe çökmüştür. Bu çöken kubbe ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Avlunun karşısına Hekimoğlu Ali Paşa’nın babası Nuh Efendi’nin yaptırdığı bir medrese vardı. Bu medrese maalesef günümüze kadar gelememiştir.

KÜLLİYENİN İMARETİ

Külliyenin diğer bir parçası olan imaret avlunun sağ tarafında bulunuyordu. Bunun esasında zaviye olarak düşünebilir. Bu yapıya ait olan Bizans devrinden kalma çok zengin işlemeli kapı çerçevesi de İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne getirilerek Çinili Köşk ile müzenin sol kanadı arasındaki küçük bahçenin girişi olarak monte edilmiştir.

KÜLLİYE SEBİLLERİ

Cami avlusunun son cemaat yerinin karşısına isabet eden, girişin iki tarafında 19.yy ait iki sebil bulunuyordu. Bunlardan sağdaki 1854 yılında Rıfat Paşa tarafından vakfedilmiştir. Çok basit bir yapı olup pencereleri barok üslubunda başlıkları olan sütunlarla ayrılmıştı. 1940’lı yıllarda tahrip edilen sebilin sütunların ve başlıkları kaybolmuştur. Sonraki yıllarda düşen başlıkların yerine çimento sıva ile kapatılmıştır. Soldaki sebil ise Karesi Mutasarrıfı Behçet Paşa’nın kardeşi tarafından Tanzimat üslubu ile inşa edilmiştir.

KÜLLİYE TÜRBELERİ

Rıfat Paşa Sebilinin bitişiğinde Sümbül Efendi dergahının şeyhlerine ait türbeler bulunmaktadır. Bunların arkasındaki ahşap konak eskiden dergah şeyhinin konağı idi. Burada bulunan dergah şeyhini ruhani etkisi ve buradaki Külliyesi zaman içinde Osmanlı İslamının önemli bir dini merkezi oluşmuştur. Bu merkez etrafında zamanla bir mahalle oluşmuştur

Külliyeler

Turan Aknc Kitaplar