Süleymaniye Sultan I. Süleyman Külliyesi
Süleymaniye Külliyesi;  İstanbul Suriçi Süleymaniye’de şehrin üçünçü tepesi üzerine 1550-1557 tarihlerinde Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a inşa ettirilmiştir. İstanbul da yapılmış en güzel külliyedir. Külliye 15 çeşitli ana yapıdan oluşur. Mimar Sinan tarafından 13 Haziran 1550’de yapımına başlanmış ve 15 Ekim 1557 tarihinde bitirilmiş bir eserdir. İnşasında 1713’ü Müslüman, toplam 3523 işçi çalıştırılmıştır. Tarihçi Peçevi’nin söylediğine göre, Külliye inşasına 896.360 filori ve 82.900 akçe harcanmıştır.  Bozcaada, İzmit, Mut, Ezine, Gazze ve Lübnan gibi farklı yerlerden taş örnekleri ve sütunlar İstanbul’a taşınmış; Külliye’nin yapımında kullanılmak için İmparatorluk topraklarının çeşitli yerlerinden malzemeler getirtilmiştir. Külliye 15 bölümden oluşur;

1. Cami, 2. Rabi Medresesi, 3. Salis Medresesi,  4. Evvel Medresesi,  5. Sani Medresesi,  6. Tıp Medresesi,  7. Kanuni Sultan Süleyman Türbesi,  8. Hürrem Sultan Türbesi,  9. Türbedar Odası, 10.Bimarhane,  11.Darüzziyafe,  12.Darülhadis Medresesi, 13.Tabhane, 14.Mimar Sinan Türbesi, 15.Hamam
KÜLLİYE CAMİSİ

Süleymaniye Camii, I. Süleyman adına 1551-1557 yılları arasında İstanbul'da Mimar Sinan tarafından inşa edilen camidir. Mimar Sinan'ın kalfalık devri eseri olarak nitelendirilen Süleymaniye Camii, medrese, kütüphane, hastane, hamam, imaret, hazire ve dükkânlardan oluşan Süleymaniye Külliyesi'nin bir parçası olarak inşa edilmiştir. Süleymaniye Camii Klasik Osmanlı Mimarisinin en önemli örneklerinden biridir. Yapımından günümüze dek İstanbul'da yüzü aşkın deprem gerçekleşmesine karşın, caminin duvarlarında en ufak bir çatlak oluşmamıştır. Dört fil ayağı üzerine oturan caminin kubbesi 53 m. yüksekliğinde ve 27,5 m çapındadır. Bu ana kubbe, Ayasofya'da da görüldüğü gibi, iki yarım kubbe ile desteklenmektedir. Kubbe kasnağında 32 pencere bulunmaktadır. Cami avlusunun dört köşesinde birer minare bulunmaktadır. Bu minarelerin camiye bitişik iki tanesi üçer şerefeli ve 76 m. yüksekliğinde, cami avlusunun kuzey köşesinde son cemaat yeri giriş cephesi duvarının köşesinde bulunan diğer iki minare ise ikişer şerefeli ve 56 m. yüksekliğindedir. Cami, içindeki kandil islerini temizleyecek hava akımına uygun inşa edilmiştir. Yani cami içinde, yağ lambalarından çıkan islerin tek bir noktada toplanmasını sağlayan bir hava akımı yaratacak şekilde inşa edilmiştir. Camiden çıkan isler ana giriş kapısının üzerindeki odada toplanmış ve bu isler mürekkep yapımında kullanılmıştır. 28 revakın çevrelediği cami avlusunun ortasında dikdörtgen şeklinde bir şadırvan bulunmaktadır. Caminin kıble tarafında içinde Kanuni Sultan Süleyman'ın ve eşi Hürrem Sultan'ın bulunduğu bir hazire mevcuttur. Kanuni Sultan Süleyman'ın türbesinin kubbesi yıldızlarla donanmış gökyüzü imajını vermesi için, içeriden, metalik plakalar arasına yerleştirilmiş pırlantalarla süslenmiştir. Cami süslemeleri açısından sade bir yapıya sahiptir. Mihrap duvarındaki pencereler vitraylarla süslüdür. Mihrabın iki tarafındaki pencereler üzerinde yer alan çini madalyonlarda Fetih Suresi, caminin ana kubbesinin ortasında ise Nur Suresi yazılı bulunmaktadır. Caminin hattatı Hasan Çelebi'dir. Süleymaniye camiinin 4 minaresi vardır. Bunun nedeni Kanuni'nin İstanbul'un fethinden sonraki dördüncü padişah; bu dört minaredeki on şerefinin de Osmanlının onuncu padişahı olduğunun bir işaretidir. Osmanlı külliyeleri içinde Fatih külliyesinden sonra ikinci büyük külliye Süleymaniye külliyesidir. Külliye İstanbul yarımadasının Haliç, Marmara, Topkapı Sarayı ve Boğaziçi'ni gören ortadaki en yüksek tepesinde inşa edilmiştir. Cami, medreseler, darüşşifa, darülhadis, çeşme, darülkurra, darüzziyafe, imaret, hamam, tabhane, kütüphane ve dükkânlardan meydana gelen külliyede Mimar Sinan'ın türbesi dış avlu duvarlarının karşısında mütevazı küçük bir yapıdır. Tiryakiler Çarşısı'nı iki medrese çevreler, arkasındaki yolda iki küçük ev vardır. "Tiryakiler Çarşısı adını taşıyan ince uzun meydanın bir cephesini oluşturan ufki tek katlı medreselerde, her kubbenin altında bir pencereyle belirlenen iç odaların imaretleri, aza razı bir zahit tavrı içindeki cephesi, Mimar Sultan Külliyesi'ndeki medrese duvarı pencerelerinin ve kubbe dizilerinin tezyini düzenini hatırlatır". Ana kubbenin kemeri, Sinan tarafından kemeri kübra, diye adlandırılmıştır. Cami avlusunun platformu, Haliç tarafındaki yoldan yüksektedir.

Evliya Çelebi'nin anlatımıyla caminin yapımı şöyle olmuştur: "Bütün Osmanlı ülkesinde ne kadar bin mükemmel üstat mimar yapı ustası işçiler ve taşçılar ve mermer işleyenler varsa hepsini toplayıp üç yıl bütün ayakları bağlı forsa temelini yerin altına indirdiler. Üç senede binanın temeli yeryüzüne yükselip bina meydana çıktı. Bir yıl o halde kaldı...Bir yıldan sonra Sultan Bayazıdı Veli'nin presesine göre mihrab kondu. Dört tarafına duvarlarını kubbe aralarına varıncaya kadar 3 yıl yükselttiler. Ondan sonra metin güçlü dört paye üzerine yüksek kubbeyi yaptılar. Süleymaniye Camii'nin ne yolda şekillendiği, bu ulu camiin kubbenin mavi tasının ta üst tepesi Ayasofya kubbesinden yuvarlak ve yedi meliki arşın yüksek cihanı kaplayan bir kubbedir. Bu eşsiz kubbenin dört ayağından başka camiin solunda ve sağında dört tane somaki mermer sütun vardır ki her biri onar Mısır hazinesi değerindedir... Ama Allah bilir bu kırmızı renkli dört somaki sütunun cihanın dört köşesinde benzeri yoktur, ellişer arşın yüksekliğinde güzel sütunlardır. Mihrap ve minber üzerinde olan renk renk camlar Serhoş İbrahim'in işidir. Her cam parçasında nice kerre yüz bin parçanın renk renk hurda camlarla çiçekler ve Allah'ın güzel adlarıyla süslenmiş camlardır ki, bunlar kara ve deniz seyyahları arasında dünyaca övülmektedir, felekte bunların eşi görülmemiştir. Mermeri işleyen üstat ince sütun üzerine bir müezzin mahfili yapmıştır ki güya cennet mahfillerindendir.mihrabın üzerinde Karahisari hattıyla Zekeriya ne zaman bulunduğu mihraba girdiyse onun yanında bir yiyecek buldu (Ali İmran: 37) ayeti zehebi laciverd ile yazılmıştır.

Ve mihrabın sağında ve solunda burma, zıh zıh yapma sütunlar ve yine orada bir adam boyu halis bakır ve halis altunla cilalanmış şamdanların üzerinde yirmişer kantar kafuri balmumları. camiin sol köşesinde sütun üzre bir yüksek makam, Hünkar Mahfili vardır, ...dört sütun payelerin köşelerinde dört tane aşırhan maksurecikleri var... camiin iki tarafında yan suffaları var...yine bu suffalara eş ince sütunların üzerinde deryaya nazır ve sağ tarafı çarşuya bakan katlar. Cemaat çok olduğu zaman bu suffalarda ibadet ederler...mübarek gecelerde kandiller yakarlar hepsi yirmi iki bin kandil ve asılmış avizeler. Bu camiin içinde geride Kıble Kapusu tarafındaki iki payelerde bir çeşme vardır. ve bazı taklar altında Üst Hazine Maksureleri.

Bu caminin içinde ve dışında olan Ahmed Karahisari hattı bugün de ne yazılmıştır ne yazılsa gerektir. İlkin büyük kubbenin ta ortasında Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun sıfatı sanki içinde bir çerağ bulunan bir hücredir. O çerağ bir sırça içindedir. O sırça kandil de sanki bir inci gibi parıldayan bir yıldızdır ki güneşin doğduğu yere de battığı yere de nisbeti olmayan mübarek bir ağaçtır, zeytundan tutuşturulup yakılır. Onun yağı kendisine bir ateş dokunmasa da hemen ışık verir ki nur üstüne nurdur. Allah insanlara meseller irad eder. Allah her şeyi hakkıyla bilendir' ayetini yazmada yedi beyzasını göstermiştir. (Nur 35). Mihrab üzerindeki yarım kubbenin içinde... (Enam 79) ayeti. Ve dört payelerin köşesinde Allah, Muhammed, Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Hüseyin yazılmıştır. Ve minberin sağındaki pencere üstünde... (Cin 18) ayeti yazılıdır. Üst pencereler üzerinde Allah'ın güzel adları yazılıdır. Ve bu camiin 5 kapısı vardır. Sağ tarafta imam kapusu, sol tarafta hünkar mahfili, altında vüzera kapusu, ve iki yan kapuları var, sol yan kapu üzerinde (Rad 24)yazılıdır, kıble kapusu üzerinde sol taraftaki kitabenin içinde Ketebehu Ahmed el Karahisari sene..deyü tahrir olunmuştur.

Camii şerifin adı geçen babı saadetlerine ve haremi latifin üç tane yüce kapusuna ayak taş merdivenle çıkılır ve inilir...ve bu avlunun dört yanına nazır hepsi.. adet pencerelerdir, demirci ustası Davudi sanat gösterüp öyle örs vurmuş ki, bu zamana kadar cilasına bir zerre toz tesir etmeyüp puladı nahçevani gibi parlak pencerelerdir. Ve bu pencereler üzere bütün camlar...ortasında ibret verici bir havuz vardır... avlunun kıble kapusu bütün kapulardan yüksek bir sanatlı babı saadettir ki yeryüzünde bu kapuya benzer beyaz ham mermer eşikli ve kat kat girişme zıhlı çengelli ve medeneli bir kapu görülmüş değildir, bütün ham mermerdir...Ve bu camiin dört tane minarelerinin evsafı var ki her biri bir ezanı Muhammedi makamıdır...dört minare on tabaka...sol taraftaki üç şerefeli minareye Cevahir minaresi derler...ve bu camiin iki tarafında kırkar tane abdest tazeleycek muslukları vardır.

Temelinin atılışındaki metanet ve köşesinde olan zarafet ve güzellik eserleri ve her türlü sanatlar insanı büyüleyen görünüşü, bu camiin içinde ve dışında vardır. Hatta bina tamamlanınca Koca Mimar Sinan şunu der: 'Padişahım sana bir cami inşa ettim ki kıyamet gününde Hallacı Mansur yeryüzünde Makalidi Cibal Demavend dağlarını Hallacın yayından pamuk gibi attığında bu caminin kubbesinde Mansur'un yay kirişi önünde çevgan topu gibi bu rütbe senasını medh eder. Mihrab önünde bir ok atımı yerde bir gülistanı nısfı cihen hıyaban içinde, Süleyman Han'ın meşhedi -toprağı nur olsun-bir yüksek kubbe altında görülür.

Caminin üç tarafında bir kat dış avlu daha vardır ki iki yanı birer at menzili kum sahrasıdır, türlü türlü ulu çınarlar, salkım söğütler, servi ve ıhlamur ve karaağaçlar, dışbudak ağaçları ile süslenmiş bir büyük avludur ki üç yanı hepsi pencereli duvarlar ve hepsi on adet kapu...Şark tarafına bakan hamam kapusu..merdivenle hamama varılır amma bu tarafta avlunun duvarı olmayup İstanbul şehrini temaşa için bir kenar set alçak duvar çekilmiştir. Cümle cemaat orada durup Hünkar Sarayı, Üsküdar'ı, Boğazhisar'ı, Beşiktaş'ı, Tophane ve Galata ve Kasımpaşa ve Okmeydanı boydan boya görülür. Bu camiin sağında ve solunda dört mezhep şeyhülislamları içün dört adet büyük medreseler vardır ve bir darülhadis ve bir darülkurra ve ayrıca bir tıp ilmi medresesi, bir sıbyan mektebi ve bir darüşşifa ve imaret ve bir yemekhane, bir tavhanei müsafirin, gelip gidenler için bir kervansaray, bir yeniçeri ağası sarayı, bir kuyumcular dökmeciler ayakkabıcılar ve nısfı cihen aydınlık hamamı tetimmei şuhan bin adet hizmetliler evi...

SÜLEYMANİYE EVVEL VE SANİ MEDRESELERİ

Süleymaniye Evvel ve Sani Medreseleri; İstanbul Suriçi Süleymaniye külliyesini meydana getiren yapılar topluluğundan ikisidir. Süleymaniye külliyesinin içinden geçen Prof.Sıddık Sami Onar Caddesi ile Kanuni Medreseleri Sokak arasında kalan yapı adasında inşa edilmişlerdir. Bu yapılar onuncu Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman tarafından dönemin mimarı Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, sıbyan mektebi, hamam, türbeler, darülşifa, tabhane, kervansaray, hazire, şadırvan, kütüphane, tıp medresesi,  darülkurra ve darülhadisten meydana gelir. Cami 1557 yılında diğer külliye yapıları 1559 tarihinde tamamlanmıştır.

Süleymaniye Medreseleri Osmanlı eğitim düzeninin en yüksek eğitim kurumlarıdır. Bu konu ile ilgili vakfiyede medresede görev yapacak ilim adamlarının vasıfları açıkça yazılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman ordusunun mühendis ve doktor ihtiyacının yanı sıra eğitim ve bilim için bu medreseleri yaptırmıştır. Bunlardan Darü’l-Hadis Müderrisliğine daha önce Bağdat kadılığı yapan ünlü alim Molla Yahya Bin Mureddin’i getirmiştir. Onun yanı sıra devrin ulemasından Kadızade Şemsettin Ahmet, Mimarzade Musluhiddin Mustafa, Karahisarlı Şeyh Mehmet Efendi de burada ders vermiştir. Tetüme Medresesinde Süleymaniye medreselerinde yüksek tahsillerini yapacak için de olanak sağlamıştır.

Süleymaniye Medresesinin yapımı ile birlikte o zamana kadar devrin ünlü kültür yuvarlarından Fatih Medreseleri ikinci planda kalmıştır. 17. yüzyılda Süleymaniye Medreselerinde yapılan düzenleme ile burası 12 dereceye kadar yükseltilmiş ve bu düzen Osmanlıların son zamanına kadar sürmüştür. Süleymaniye Medreselerindeki eğitim İptidai’den başlayarak eğitimin en yüksek derecesi olan Darü’l-Hadis’le son bulmuştur.  İlk açılışında bu medreselere Şah Muhammet Efendi ve Ali Çelebi’nin müderris olduğu bilinmektedir Evvel ve Sani Medreseleri külliyenin güney batısındadır. Bu iki medrese plan şeması olarak birbirinin aynıdır. Hatta simetrik inşa edilmiştir. İki medrese arasında Ayşe Kadın Hamamı sokağı bulunmaktadır. Bu iki medresenin de giriş kapıları Ayşe kadın sokağınadır.

Girişten önce bir ön avluya girilir. Burada Medrese avlusuna geçilir. Medreseler kare planlı bir avlu etrafına U formunda inşa edilmiştir. Avlu etrafında avludan revakla ayrılmış 22 adet medrese hücresi bulunur. Bütün hücreler ocaklı ve kubbelidir. Dershane ve Mescit tam güneye bakmakla beraber kare olarak tasarlanmış ve kubbelidir. Medrese yapısı iki katlıdır. Camiye bakan yönde alt kısımda dükkanlar bulunur. Bu dükkanlar maalesef Vakfa ait olması lazımken sonradan mülkiyetleri satılmıştır. Bu bölüm almaşık malzeme ile inşa edilmiştir. Buna karşın ikinci Medrese katı kesme taştan inşa edilmiştir. 1914 yılında yapılan teftişte medresede 20 öğrenci sayılmıştır. Bu yapılar bugün Süleymaniye yazma eserler kütüphanesi olarak hizmet vermektedir.

SÜLEYMANİYE SALİS VE RABİ MEDRESELERİ

Süleymaniye Salis ve Rabi Medreseleri; İstanbul Suriçi Süleymaniye külliyesini meydana getiren yapılar topluluğundan ikisidir. Süleymaniye külliyesinin içinden geçen Mimar Sinan Caddesi Fetva Yokuşu ve Dökmeciler Hamamı Sokak arasında kalan yapı adasında inşa edilmişlerdir. Bu yapılar onuncu Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman tarafından dönemin mimarı Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, sıbyan mektebi, hamam, türbeler, darülşifa, tabhane, kervansaray, hazire, şadırvan, kütüphane, tıp medresesi,  darülkurra ve darülhadisten meydana gelir. Cami 1557 yılında diğer külliye yapıları 1559 tarihinde tamamlanmıştır.

Süleymaniye Medreseleri Osmanlı eğitim düzeninin en yüksek eğitim kurumlarıdır. Bu konu ile ilgili vakfiyede medresede görev yapacak ilim adamlarının vasıfları açıkça yazılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman ordusunun mühendis ve doktor ihtiyacının yanı sıra eğitim ve bilim için bu medreseleri yaptırmıştır. Bunlardan Darü’l-Hadis Müderrisliğine daha önce Bağdat kadılığı yapan ünlü alim Molla Yahya Bin Murettin’i getirmiştir. Onun yanı sıra devrin ulemasından Kadızade Şemsettin Ahmet, Mimarzade Musluhiddin Mustafa, Karahisarlı Şeyh Mehmet Efendi de burada ders vermiştir. Tetüme Medresesinde Süleymaniye medreselerinde yüksek tahsillerini yapacak için de olanak sağlamıştır.

Süleymaniye Medresesinin yapımı ile birlikte o zamana kadar devrin ünlü kültür yuvarlarından Fatih Medreseleri ikinci planda kalmıştır. 17. yüzyılda Süleymaniye Medreselerinde yapılan düzenleme ile burası 12 dereceye kadar yükseltilmiş ve bu düzen Osmanlıların son zamanına kadar sürmüştür. Süleymaniye Medreselerindeki eğitim İptidai’den başlayarak eğitimin en yüksek derecesi olan Darü’l-Hadis’le son bulmuştur.  İlk açılışında bu medreselere Şah Muhammet Efendi ve Ali Çelebi’nin müderris olduğu bilinmektedir

Salis ve Rabi Medreseleri külliyenin kuzey doğusundadır. Bu iki medrese plan şeması olarak birbirinin aynıdır. Hatta simetrik inşa edilmiştir. İki medrese arasında boş bir avlu bulunmaktadır. Bu iki medresenin de giriş kapıları bu avluya açılmaktadır. Bu avlunun da kapısı Mimar Sinan Caddesinedir. Burada en büyük sorun. Bu iki medrese meyilli bir arazide inşa edilmiştir. Mimar Sinan Caddesi ile Fetva yokuşu arasında büyük bir kot farkı bulunur. Bundan dolayı medrese iç avluları da düz değildir. İç avlu kademeli ve taraçalıdır. Bundan dolayı medrese bölümlerinde de kademe görülür. Bundan dolayı Haliç’e Bakan kubbeler arasında kot farkı bulunur. Bundan dolayı kubbeler merdiven gibi gözükür.

Medrese girişten önce bir ön avluya girilir. Burada Medrese avlusuna geçilir. Medrese’nin dershane ve mescitleri Süleymaniye’ye bakan batı cephesindedir. Kare planlı ve kubbeli olan bu dershane ve mescitlerin doğu cephesinde birer cumba bulunmaktadır. Cumbanın tam altında üç, sağında ve solunda birer çeşme bulunmaktadır. Dershanenin içinde de bir çeşme bulunmaktadır. Medrese hücreleri kare planlı, revaklı bir avlu etrafında toplanmıştır. İki medresenin üçer cephede yirmişer odası vardır. Odalar ocaklı, bacalı, kubbeli ve bölünmüş nişleri bulunmaktadır. Medrese hücrelerinin önünde başka medreselerde görülmeyen ve avlunun eğimine uygun sekiler bulunmaktadır. Her medresede on adet seki bulunmaktadır. 1914 tarihli teftiş raporunda salis medresesinde 20 si dışında 69 talebe eğitim görmektedir. Aynı raporda Rabi medresesinde yirmi beş öğrenci bulunmaktadır. Medreselerden salis iyi durumda olup rabi medresesi yeniden restore edilmektedir.

SÜLEYMANİYE DARÜ’L HADİS MEDRESESİ

Süleymaniye Darülhadis Medreseleri; İstanbul Suriçi Süleymaniye külliyesini meydana getiren yapılar topluluğundan ikisidir. Süleymaniye külliyesinin içinden geçen Prof.Sıddık Sami Onar Caddesi ile külliyenin doğusunda kalan yapı adasında inşa edilmişlerdir. Bu yapılar onuncu Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman tarafından dönemin mimarı Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, sıbyan mektebi, hamam, türbeler, darülşifa, tabhane, kervansaray, hazire, şadırvan, kütüphane, tıp medresesi,  darülkurra ve darülhadisten meydana gelir. Cami 1557 yılında diğer külliye yapıları 1559 tarihinde tamamlanmıştır.

Süleymaniye Medreseleri Osmanlı eğitim düzeninin en yüksek eğitim kurumlarıdır. Bu konu ile ilgili vakfiyede medresede görev yapacak ilim adamlarının vasıfları açıkça yazılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman ordusunun mühendis ve doktor ihtiyacının yanı sıra eğitim ve bilim için bu medreseleri yaptırmıştır. Bunlardan Darü’l-Hadis Müderrisliğine daha önce Bağdat kadılığı yapan ünlü alim Molla Yahya Bin Mureddin’i getirmiştir. Onun yanı sıra devrin ulemasından Kadızade Şemsettin Ahmet, Mimarzade Musluhiddin Mustafa, Karahisarlı Şeyh Mehmet Efendi de burada ders vermiştir. Tetüme Medresesinde Süleymaniye medreselerinde yüksek tahsillerini yapacak için de olanak sağlamıştır.

Süleymaniye Medresesinin yapımı ile birlikte o zamana kadar devrin ünlü kültür yuvarlarından Fatih Medreseleri ikinci planda kalmıştır. 17. yüzyılda Süleymaniye Medreselerinde yapılan düzenleme ile burası 12 dereceye kadar yükseltilmiş ve bu düzen Osmanlıların son zamanına kadar sürmüştür. Süleymaniye Medreselerindeki eğitim İptidai’den başlayarak eğitimin en yüksek derecesi olan Darü’l-Hadis’le son bulmuştur.  İlk açılışında bu medreselere Şah Muhammet Efendi ve Ali Çelebi’nin müderris olduğu bilinmektedir

Darü’l-Hadis Medresesi külliyenin cami mihrabının karşısında yapılmıştır. Kesme taştan yüksek kubbesi ile dikkati çeken bu bölümde Hadis ilimleri ile ilgili eğitim verilmekte idi. Dar bir yolun iki tarafına simetrik olarak yerleştirilen bu medreselerin altında öğrenci hücreleri bulunmaktadır. Hücreler standart 16 metrekare ebadında kare planlı, ocaklı ve nişlidir. Dersanesi olmayan darülhadisin fevkani çatılı bir dersiam odası bulunur. Süleymaniye darülhadisi’nde 1792 tarihinde biri müderris 45 kişi kalmakta idi. 1914 teftişinde ise 45 talebenin okuduğu medresede 30 kişi kalmakta idi. Bugün sağlam bir şekilde günümüze ulaşan medrese özgünlüğünü kaybetmiştir. Bugünkü görünümünü 1950 yıllardan sonra alan medrese Aziziye Sosyal Yardım Vakfı tarafından kullanılmaktadır.

SÜLEYMANİYE KÜLLİYESİ DARÜLKURRA MEDRESESİ

Süleymaniye Külliyesi Darülkurra Medresesi; İstanbul Suriçi Süleymaniye külliyesini meydana getiren yapılar topluluğundan biridir. Süleymaniye külliyesinin içinden geçen Prof Sıddık Sami Onar caddesine bakan doğukısımda kalan yapı adasında inşa edilmişlerdir. Bu yapılar onuncu Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman tarafından dönemin mimarı Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, sıbyan mektebi, hamam, türbeler, darülşifa, tabhane, kervansaray, hazire, şadırvan, kütüphane, tıp medresesi,  darülkurra ve darülhadisten meydana gelir. Cami 1557 yılında diğer külliye yapıları 1559 tarihinde tamamlanmıştır.

Süleymaniye Medreseleri Osmanlı eğitim düzeninin en yüksek eğitim kurumlarıdır. Bu konu ile ilgili vakfiyede medresede görev yapacak ilim adamlarının vasıfları açıkça yazılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman ordusunun mühendis ve doktor ihtiyacının yanı sıra eğitim ve bilim için bu medreseleri yaptırmıştır. Bunlardan Darü’l-Hadis Müderrisliğine daha önce Bağdat kadılığı yapan ünlü alim Molla Yahya Bin Murettin’i getirmiştir. Onun yanı sıra devrin ulemasından Kadızade Şemsettin Ahmet, Mimarzade Musluhiddin Mustafa, Karahisarlı Şeyh Mehmet Efendi de burada ders vermiştir. Tetüme Medresesinde Süleymaniye medreselerinde yüksek tahsillerini yapacak için de olanak sağlamıştır.

Süleymaniye Medresesinin yapımı ile birlikte o zamana kadar devrin ünlü kültür yuvarlarından Fatih Medreseleri ikinci planda kalmıştır. 17. yüzyılda Süleymaniye Medreselerinde yapılan düzenleme ile burası 12 dereceye kadar yükseltilmiş ve bu düzen Osmanlıların son zamanına kadar sürmüştür. Süleymaniye Medreselerindeki eğitim İptidai’den başlayarak eğitimin en yüksek derecesi olan Darü’l-Hadis’le son bulmuştur.  İlk açılışında bu medreselere Şah Muhammet Efendi ve Ali Çelebi’nin müderris olduğu bilinmektedir

Süleymaniye Darülkurrası, Süleymaniye Camisinin mihrap önünde bulunan hazirenin sonunda tek kubbeli bir yapıdır. Darülkurra,  İslam ülkelerinde, Kur'an okuma yöntemlerini  öğreten medrese bölümüdür. Ayrıca, Cami, mescit gibi yerlerin hemen yanında yapılan kuran okuma yeridir. Bir tek kubbesi olan, iki göz revaklı, fevkâni bir yapı olan Darül-kurra'nın kubbesi medrese kubbelesiyle aynı düzeydedir. Bu tür mimarî özelliklerinin yanı sıra Darül-kurra bir Kur'an ezberleme yeridir. Hafızların Kur'an ezberi yaptırmalarının yanı sıra Arapça ve Tilavet derslerinin de verildiği bir yerdir Darül-kurra.

Darülkurraların asıl işlevi, kari denen ve Kuran'ı en güzel biçimde okuyan kişiler ve imamlar yetiştirmekti. Güzel okuma olayı daha 7. ve 8. yüzyıllarda önemsenmiş olup, tilavet ve kıraat birer din bilimi olarak gelişmiştir. İlk İslam medreselerinde sürekli kuran okunan özel mekanlar bulunmaktaydı. Darülkurra denen bu salonlarda, hafızlar bir tür yarış havası içerisinde farklı üslup ve makamlarda Kuran okurlardı. Bu tür bir eğitim hafızların sistemli biçimde yetişmelerine olanak verdiğinden, cami ve medrese vakfiyelerinde eleman alımı yapılacakken darülkurralara ve burada eğitim görenlere önemli paylar ayrılırdı. anadolu şelcuklu külliyelerinde darülkurralar, cami kapsamında ya da ayrı bir mekan olarak yer almıştır. Osmanlı Devleti'nde ise yalnızca hafız yetiştiren ve Kuran'ı ses incelelikleriyle öğretmeye dönük kurumlara darülhuffaz, aynı bölümün tilavet ve kıraatın yanı sıra arapçayı da öğreten yüksek bölümlerine ise darülkurra denildi. Bu medreselerin ortak amacı, hafız, cüzhan, mevlidhan, imam, hatip ve müezzin yetiştirmekti. 1924 yılında medreselerin kapatılmasından sonra, gittikçe azalan darülkurra ve darülhuffaz geleneği, o zamandan bu zamana camiler, dernekler, Kur'an kursları aracılığı ile sürdürülmeye çalışılmıştır. Süleymaniye Darülkurrası yeni restore edilmiş olup şu anda boştur.

SÜLEYMANİYE TIP MEDRESESİ

Süleymaniye Tıp Medresesi; İstanbul Suriçi Süleymaniye külliyesini meydana getiren yapılar topluluğundan ikisidir. Süleymaniye külliyesinin içinden geçen Prof.Sıddık Sami Onar Caddesi ile Kanuni Medreseleri Sokak arasında kalan yapı adasında inşa edilmişlerdir. Bu yapılar onuncu Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman tarafından dönemin mimarı Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, sıbyan mektebi, hamam, türbeler, darülşifa, tabhane, kervansaray, hazire, şadırvan, kütüphane, tıp medresesi,  darülkurra ve darülhadisten meydana gelir. Cami 1557 yılında diğer külliye yapıları 1559 tarihinde tamamlanmıştır.

Süleymaniye Medreseleri Osmanlı eğitim düzeninin en yüksek eğitim kurumlarıdır. Bu konu ile ilgili vakfiyede medresede görev yapacak ilim adamlarının vasıfları açıkça yazılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman ordusunun mühendis ve doktor ihtiyacının yanı sıra eğitim ve bilim için bu medreseleri yaptırmıştır. Bunlardan Darü’l-Hadis Müderrisliğine daha önce Bağdat kadılığı yapan ünlü alim Molla Yahya Bin Mureddin’i getirmiştir. Onun yanı sıra devrin ulemasından Kadızade Şemsettin Ahmet, Mimarzade Musluhiddin Mustafa, Karahisarlı Şeyh Mehmet Efendi de burada ders vermiştir. Tetüme Medresesinde Süleymaniye medreselerinde yüksek tahsillerini yapacak için de olanak sağlamıştır.

Süleymaniye Medresesinin yapımı ile birlikte o zamana kadar devrin ünlü kültür yuvarlarından Fatih Medreseleri ikinci planda kalmıştır. 17. yüzyılda Süleymaniye Medreselerinde yapılan düzenleme ile burası 12 dereceye kadar yükseltilmiş ve bu düzen Osmanlıların son zamanına kadar sürmüştür. Süleymaniye Medreselerindeki eğitim İptidai’den başlayarak eğitimin en yüksek derecesi olan Darü’l-Hadis’le son bulmuştur.  İlk açılışında bu medreselere Şah Muhammet Efendi ve Ali Çelebi’nin müderris olduğu bilinmektedir

Süleymaniye Külliyesinde bir tıp medresesi ve bir de darülşşifa bulunmaktadır. Tıp eğitimi o zamana kadar darüşşifalar bünyesinde yapılmaktaydı. Osmanlı’da teorik tıp eğitimi, ilk kez Süleymaniye Külliyesi’nde bağımsız bir kuruma kavuşmuştur. Süleymaniye Tıp Medresesi aynı külliyedeki uygulama ve tedavi yeri olan Darüşşifa ile yan yana fonksiyon görmüştür. Tıp Medresesi külliyenin güneybatı köşesinde yer almaktadır. Yapının biri Süleymaniye Camiine, diğeri Şifahane Sokağına ve Matbaa-yı Askeriye açılan iki kapı bulunmaktadır. Kare planlı 12 hücresi olan medrese, fevkani bir yapı olup Helaki Hanı olarak bilinmektedir. Taş malzeme ve yığma sistemle inşa edilmiştir. Tiryaki Çarşısı üzerindeki bir sıra hücre, Tıp Medresesi’nin ayakta kalan yegane kısmıdır. Yapılış maksadına yakın bir işlevle senelerce Süleymaniye Doğum evi olarak kullanılmıştır. Şu anda restore edilip Kültür Bakanlığına tahsis edilecektir.

19.yüzyıla kadar geçerli bir işlevi olan medrese daha sonra tıp okullarının açılmasıyla önemini kaybetmiştir. Ama modern tıp okullarını yöneten hocaların büyük kısmı bu medreseden mezun olmuştur. 1792 tarihinde yapılan incelemede Süleymaniye Medreselerinde 233 kişi talebe olduğu görülmüştür. 1869 teftişinde ise medreselerde 14 dersiam, 15 mezun ve 384 talebenin kaydı görülmüştür. Medrese binaları bugün büyük çapta ayaktadır.

Külliyeler

Turan Aknc Kitaplar